Dinleyin lütfen;
size ateşten kavrulmuş bedenler anlatacağım,
insanlığın, şefkatin vurulduğu toprağın “alınyazısını”,
geleceğe dair, ölümüne, şimdiki çıldırmış anını...
gün-gece kan kızılı,
gün-gece bedenimize sıkılan kurşunlar,
gün-gece ateşten çıkan alevler dörtnala çıkmış
insan denen o vahşi yaratık karşısında...
Mevsim sonbahar;
sararmış, dalından ayrılmış bir yaprağın dinmeyen acısı başlamıştı
hayatın en kırık yerinde, en beklenmedik şu azmış zamanda;
memleket, kötülerin hükmü altında inleyen bir ibret!
Sonuç; kötülüğü mükafatlandırmaya tam gaz!..
...
Biz biliriz doğuşumuz hüzünlü Hayriye annem, Ağa babam;
gülüşlerimiz yerine acılarla kuşatılmışız.
Gözyaşlarımızdan yaşam çıkarmaya çırpınırken;
diri diri yakılmış bir bedende mermi izlerini deşmek…
canı ziyandan korur gibi!..
Bizim işimiz bu;
acılarla yarayı kapatmak, öyle değil mi!?
...
Bizim memleket havzasında iyilik, sessiz bir yüreğin içinde saklı tutulur; orada büyür, oradan insanlığa sunulur. İstesek, dokunsak sarar sarmalar bizi; yuvasını açar serden, gönülden…
Ne oldu şimdi; gün ve gecelerden geçerken insanlık kendi insanlığının damarını kesiyor, yok ediyor… Ne diyelim?
Halbuki bizim memleketin tadı; yüreği parsolan biz gibilerin şahsında şaha kalkmış, toprak ile yoğrulmuş büyük bir sevgi… incitmez canı, canlıyı...
İyi tanımadığımız yüzlere bir daha bakarsak o eksilmez görünenin arkasında saklı tutulan, bizi vuran bir vahşi, bir tetikçi olduğunu görürüz.
Kendimize aynadan bir çatlak bulsak, durup durup baksak o görmemekte ısrar ettiğimiz toplumsal çürümeyi ve ahlaksızlığı göreceğiz.
Özel mülkiyet hırsı ve sistem, insanı en vahşi canlı yaratıklardan biri haline getirir, getirmiştir. Söz hükmünü yitirmiş, hiçbir söylem bu kötülüğü anlatamaz. Çünkü ben tanığıyım, yaşayanıyım diri diri yakılan canların içimize buram buram nasıl işlediğinin!.. “Zulmün artsın, zulmün artsın ki tez zeval bulasın!”
Üykü ailesinin acısını paylaşıyorum, kötülüğü ve kötüleri lanetliyorum.
(Bu yazı, Dep (Karakoçan) Hörmek köyünde yaşanan katliama ithafen kaleme alınmıştır.)