Bir ensturman ya da kıymet verilen herhangi bir materyal, insan hayatında ne kadar yer kaplayabilir ki, deyip geçmemek lazım. Sahip olduğumuz herhangi bir materyalin hayatımızdaki yerinin ne olduğunu anlamak için, ona isim vererek belli ederiz en iyi. Manevi değer kattığımız hemen her objenin, hayatımızda yadsınamaz bir yeri olmuştur her zaman. Müziği seviyorsan, biraz da yeteneğin varsa kaçamazsın müzikten ve onu ortaya çıkaran herhangi bir ensturmanından mesela. Ne edip eder kendine çeker müzik seni. En sevdiğin sesi çıkaran ensturmanla duygusal bir bağ oluşur zaman içinde. O ensturmanla ilk temas ve ortaya çıkan o ilk sesi, unutamazsın hayatın boyunca. Ensturman deyip geçmemek lazım, bir kere girdi mi hayatına bir daha da çıkmaz öyle kolay kolay. Kıymet verilen herhangi bir araç, materyal ya da obje de öyle. Faydası görüldüğü sürece mutlu eder, işlevsiz kalınca ya da elden çıkınca da üzer insanı.
Benim bir ensturmanla ilk tanışıklığım, daha ortaokula başlarken flütle oldu. Müzik öğretmenimizden nota ve solfej dersleri aldık. Flütü güzel güzel çalmaya başladım. Lise yıllarımda bağlamayla tanışınca flütü unuttum hemen. İçimdeki bağlama aşkı da böylece gün yüzüne çıkmış oldu. Gel gör ki bir bağlamam yoktu. Bağlama sahibi olmam için epey zaman geçmesi gerekiyordu aradan. Lise bittikten sonra kuzenim sayesinde işlemeli bir bağlamam oldu. Sadece bağlama değil, dünyalar da benim oldu. O güne dek sahip olduğum en kıymetli şeydi benim için o bağlama. Adını “sarı kız” koydum. 1988’den 2012’ye kadar bana yarenlik etti. Sonra 2007’de bağlama üstadı kardeşim bana bağlamasını armağan etti. Onun adını da “kara kız” koydum teknesinin renginden dolayı. Kara kız hayatıma girince, sarı kız küstü benden! Sesi ve tınısı kara kızınkinden daha iyi olmadığı için, kara kılıfının içinde gizlendi kaldı yıllarca evin bir köşesinde. Bir dostun ısrarlarına dayanamayıp hediye verdim sarı kızı sonra. Müziğe hevesli bir çocuğun ellerinde şimdi sarı kız. Zor oldu ondan ayrılmak ama bir çocuğun müzik aşkına eşlik ediyor olması, bir kenarda kara kılıfının içinde öyle sessiz durmasından daha iyidir diye teselli ettim hemen kendimi.
Kara kızdan öyle kolay ayrılacağımı hiç zannetmiyorum. Can dostum, yoldaşım, sırdaşım, her şeyim o… En deli yalnızlığımda bana hep yarenlik etti. İyi anlaşıyoruz. Ben ona, o bana fena halde tutkun. Az kahrımı çekmedi en ayarsız anımda bile. O kadar döşünü dövdüm, o kadar tellerini eskittim hiç arıza çıkarmadı bana. Her tellerini değiştirdiğimde, iki sevgilinin buluşması gibi buluşuyoruz yeniden kara kızla. Karşılıksız aşkımız halen devam ediyor. Kara kızla olan aşkımızdan dolayı epeyce beste de çıktı ortaya bu arada.
Sonra bir ikili daha girdi hayatımızın içine. Uzun yıllar eşlik ettiler sohbetimize ve soframıza Ozan ve filintası… Ozan, filintası ile her geldiğinde keyfimize hiç diyecek olmazdı. “Filinta” Ozan’ın sazına taktığımız isimdi. Ozan çok iyi bağlama çalardı. Ekmeğini sahnelerde saz çalıp türkü söyleyerek kazanıyordu. Filinta, Ozan’a, Ozan da filintaya sevdalıydı, ben ve kara kızda olduğu gibi. O çalıp söyleyince kara kızla ben susar, dinlerdik sadece. Az sabahlamadık beste çalışması yaptığımız zamanlar. Az kafa yormadık ille de ölçülü ve kusursuz olsun diye bestelerimiz.
Sonra, Ozan filintasını alıp çok uzaklara gitti şartlar gereği. Bir araya gelemedik bir daha. Yine kaldık kara kızla ben baş başa. Biz bize yetiyoruz şimdilik. Dedim ya, bizimki karşılıksız bir tutku… Tutkuyla üretmeye devam ediyoruz kendimize, müzik mutfağımızda. Servis edecek birileri olursa ben ve kara kız çok mutlu oluruz bundan.