Toplumun yaşam alanını kapsayan her ne varsa egemen olma hırsı bütün sınıflarda karakterizedir. İster Cumhuriyet ister totaliter yahut monarşik olsun, baskıcı özü —koşullara göre biçimsel olarak değişse de— değişmez. İş gücüne, fikre ve bedene sahip olma isteği, arzusu bitmez. Kendisine itaat eden bağımlı toplum yaratma amacı çeşitli argümanlarla kesintisiz devam ettirilir. 12 Eylül darbesi toplumsal dokuyu hedef alan; siyasi-politik güçleri parçalama, dağıtma, yok etme amaçlıydı. Hedefi, 24 Ocak tarihli ekonomik kararların uygulanmasının önünü açmaktı. Bu durum, darbenin ekonomik temelini oluşturuyordu.
24 Ocak ekonomik paketinde formüle edilen ve anılan kararlar; kapsamlı, derin sömürünün yeni koşullara uyarlanmış stratejik bağımlılık ilişkisinin bir üst aşamaya taşınmasıdır.
24 Ocak ekonomik paketi; emperyalist sermayenin ekonomik, siyasi-politik ve askeri entegrasyonunu temel alan bir yeniden yapılandırmadır.
Mali sermayenin tam hakimiyet sağlayacağı yeniden yapılandırma restorasyonuna Türkiye'nin de entegre edilmesi için söz konusu ekonomik kararların bir geçiş aşamasının zorunlu hallerini gideren mahiyette olması açısından zor ile uygulanması kaçınılmaz olmuştur. Uygulanabilirliğine engel olan ne varsa “kaldırılmalı, tahrifata uğratılarak işlevsizleştirilmelidir.” Fikri ve eylemiyle halkla birleşen, halkı birleştiren politik güçlerin yapısını dağıtmak, birbirleriyle olan ilişkilerini kesmek, birlikte hareket etme alanını daraltarak “ıslah edilmiş, uyumlu olma” dayatılan karmaşık bir süreç! Fiziki, psikolojik ve ideolojik saldırı biçimleri yoğunlaştırılmış; sosyal, ekonomik, kültürel ve ahlaki kırım yapılmıştır. Bencillik, yozlaşma ve her şeyden yabancılaşma paradigmasının içerdiği hususlar, sağlıklı ve doğru düşünebilmeyi köreltmiştir. Bu anlamda sahiplenme, dayanışma ve paylaşma duygusu yok edilmek istenmiştir.
Köyde, kentte, fabrikada, tarlada, okulda, yaşamın tüm alanlarında “terörizm” korkusu yaratılarak toplumsal yapı korku sarmalına alınmış; toplum, disipline edilmeye ve kötülüklere rıza göstermeye zorlanmıştır. Amaçlanan; toplumsal yapıya ve onun dinamik güçlerine hâkim olmak, onları kullanabilme ve yönlendirebilme koşullarını yaratmaktı. Aslolan, korkular üzerinden yeniden dizayn edilmiş sosyal yapıyı uyumlu ve uslu hâle getirmekti. Böylece 24 Ocak ekonomik kararlarına engel olanlar ezilerek sorun çıkarmayan koşullara erişilmesi için askeri darbenin yapılması gerekli görülmüştür.
12 Eylül darbesi süreç bakımından iki durumu anlatıyordu.
Birincisi: Açıklamaya çalıştığım 24 Ocak ekonomik kararlarının salt uygulanması için siyasi yapıların geniş toplumsal damarlarının kesilip tasfiye edilmesi ve denetim altına alınması...
İkincisi: 1970’lerden 1980’lere kadar ülkelerin dış borç yükü sekiz kat artış göstermişti. Bu borç miktarı 1980’li yılların ortasına varmadan üç misli daha artmıştır!
Meksika ve Polonya gibi ülkeler borçlarını ödeyemedikleri için iflas ettiklerini açıklamışlardı. Bu gerçek durumla bütün geri kalmış/bırakılmış ülkelerde alarmlar çalıyordu. Asya, Afrika, Latin Amerika —somutlarsak Türkiye ve Orta Doğu— ülkeleri borçlarını ödeyemez duruma düşmelerinden dolayı, yeniden borç alabilme süreci ancak yeni ekonomik ve siyasi yaptırımlarla mümkündü.
Bu anlamda Türkiye’de askeri darbe ile uygulamaya konulan 24 Ocak ekonomik kararları, emperyalizmin bağımlı ülkelere uygulamaya başladığı sürecin ekonomik-siyasi ayağını oluşturuyordu.
IMF ve DB (Dünya Bankası) vb. kurumlar, 1980’den itibaren bu yapısal uyum programını zorunlu kabul eden ve zorla uygulayan (zaten borçlu olan) ülkelere yeniden borç vermeye başlıyordu. Böylece dünya finans oligarşisinde aşırı biriken sermaye kendisine yeniden alan açmış oluyordu.
IMF ve DB’nin yapısal uyum programı dedikleri şey, ekonomik yayılma programından başka bir şey değildi ve şunları içeriyordu:
- Hükümet harcamalarının (eğitim ve sağlık başta olmak üzere) olağanüstü azaltılması...
- Dağıtılan ekmek, pirinç, yağ, makarna, çay, şeker gibi yoksul kesimlerin zorunlu temel ihtiyaç maddelerinden desteğin çekilmesi...
- Kamu çalışanlarının kitlesel olarak işten çıkarılması... (Altı milyona yakın sendikalı işçinin 5 milyona yakını tasfiye ediliyor; sendikal örgütlülük daraltılıyor, eli kolu kırılıyor.)
- Paranın değerinin düşürülmesi (Bu durum ihracatı ucuzlatıyor ama halkın ihtiyacı olan ithal malları daha pahalı hâle getiriyor; böylece alım gücü kırılıyor, hayat seviyesinin daha fazla düşmesine neden oluyor)...
- Ticaretin serbestleştirilmesi, yabancı yatırımcıların önündeki kısıtlamaların kaldırılması (yani yabancı sermayenin devlet güvencesine alınması vb.)...
- Petrol ve gaz üretimi yapılan, tüm devlet denetimindeki işletmeler, Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT’ler) dahil PTT, Demiryolları, sonradan çoğaltılan köprüler, otoyollar ve hidroelektrik santrallerinin özelleştirilmesi (yani özelleştirmenin yapılması)...
Bunlar; yapısal uyum programının yeniden dayatıldığı ekonomik köleleştirme saldırısının derinleştirilmesidir, devlet işletmelerinin dünya genelindeki tekelci burjuvaziye peşkeş çekilmesidir. Halklar korkunç derecede yoksullaştı, milyonlarca köylü en hayati üretim aracı olan toprağından oldu, milyonlarca işçi işsizler ordusuna dahil edildi. Açlık ve yoksulluk çığ gibi büyüdü. Tarım ve hayvancılık önemli oranda tasfiye edildi, eğitim alanının içi boşaltıldı, sağlık alanı paralı hâle getirildi.
Kapitalizmin üretim ve sermaye yoğunlaşmasına paralel olarak sömürünün derinleştirilmesi ve içinde bulunduğu krizi aşmak için ulusal ekonomilerde doğrudan yatırım ve satın almayı içerecek şekilde mevcut tüm hukuksal, siyasi ve teknik engellerin kaldırılması gerekiyordu ve öyle de yapıldı. Mali sermayenin geri kalmış ülkelere döşediği sömürü kanalları, bir avuç emperyalist devlete daha dolu akmaya devam etmiş oluyordu. Bu durum, tekelci kapitalizmde emperyalizmin yoğunlaşmasındaki artışı gösteriyor.
24 Ocak ekonomik kararları bir avuç zenginin varlığını büyütürken borçlar sürekli arttı. Ama milyonlarca insan günde 1 ve 2 doların altında bir parayla, açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyordu. Yeterince beslenememekten ve sağlık hizmeti alamamaktan çocuk ölümlerinde ve doğum ölümlerinde artış yaşanıyordu.
12 Eylül darbesiyle, 24 Ocak ekonomik kararlarının uygulanması için topyekün saldırı konseptiyle sendikalar, kooperatifler, dernekler, vakıflar, sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri, gazete ve dergiler gibi birçok faaliyet alanı kapatılmış; çalışanları ve yöneticileri gözaltına alınmış, işkenceden geçirilmiş, hapishanelere kapatılmış, kimileri de öldürülmüştü! Yetmedi; köylerde yaşlı olan insanlarımız, Türkiye’nin bilmediği şehirlerine sürgün edildi. Riçik köyümüzden sürgüne gönderilen Şükrü Bakış amca bunlardan biriydi.
“Ülke elden gidiyor, asayişi sağlama” söylemiyle üstü örtülen gerçeğin zor aracı olan devlet eliyle toplumsal teslimiyet hedeflenmiştir.
- Sendikal örgütlülükler dağıtılmış, 5 milyon işçi işten atılmış, örgütlenme ve grev hakları gasp edilmiş,
- 650 bin kişi gözaltına alınmış, işkenceden geçirilmiş,
- 100 bin kişi tutuklanmış,
- 800 kişi kaybedilmiş,
- 50 kişi idam edilmiş,
- En az 300 kişi işkencede öldürülmüş,
- 300’e yakın kişi hapishanelerde işkenceden öldürülmüş...
Darbeciler “vatan haini, anarşist, bölücü” gibi söylemlerle halka doğruları söylemiyordu. “İstikrar sağladığını” söylerken yaptığı kötülükleri “vatan, millet” adına inkar ediyor ve kötülük yapmayı sürdürüyordu.
Afrika’da, Latin Amerika’da, Asya’da, Orta Doğu’da; Arjantin, Şili, Nikaragua, El Salvador, Mısır, Sudan, Libya, Tunus, Filistin, Türkiye, Irak, İran vb. ülkelerde askeri darbe ile birlikte cuntanın başını çeken suçlu generaller “Huzuru tesis etmek için lüzum görülen herkes ölecektir!” diyordu. Hasar görmeyen tek insan kalmadı.
Dünyanın bağımlı hâle getirilen bütün ülkelerinde “Vatanseverlik, devletin bekası, milletin huzuru için...” gibi ideolojik söylemlerle şişirilen milliyetçilikle darbe dönemlerini olağan dışı hallerle yöneterek devlet aygıtını öğütme makinesi gibi çalıştırıyorlardı. Genç kadınlara, çocuklara gözaltında tecavüz ediliyor; mahallede, sokakta, evde, işte, okulda, her yerde gözaltına alınanlar vahşice işkence görüyor, tutuklanıyordu. 12 Eylül darbesi ve uygulayıcıları, siyasi, sosyal ve ekonomik değişimleri bu yolla yerine getirmeye çalıştılar.
Emperyalizmin başvurduğu darbeler, sınıflar arasındaki savaştır; başka bir ifadeyle siyasetin sahada yaşanan bir biçimidir. Bir sınıfın diğerini yenme, yok etme, ezme amacını taşır. Mücadelenin taktik ve stratejik olarak aldığı biçim, şartlara ve olgulara bağlıdır. 12 Eylül darbesiyle merkeze konulan komünist ve devrimcilerin yanı sıra işçiler, emekçiler ve diğer toplumsal dinamikler de vardı. Kürtlerin yoğun yaşadığı köy ve şehirlerin bu darbe döneminde en şiddetli baskı ve sömürüye uğramasıyla, ulusal damarları kesilerek tarihte yapılan kötülüklerin tekrarına başvurulmuştur. Yüz binlerce yoksul Kürt işçi ve köylüsü gözaltına alınmış, işkence görmüş, tutuklanmış ve öldürülmüştür. Dili yasaklanmış, zorla göç ettirilmiş, kültürü yok edilmeye çalışılmış, ulusal baskı en zalimane şekilde uygulanmıştır. 12 Eylül 1980 darbesi böyle yürütülüyordu.