Muharrem ayı geldiğinde birçok insanın aklına aşure gelir.
Oysa Alevi inancında ve gönül dünyasında Muharrem, sadece bir tatlının değil;
büyük bir acının, büyük bir direnişin ve insanlık vicdanının adıdır.
Öncelikle bir yanlışı düzeltelim:
Aşure, paylaşmanın, bereketin ve lokmanın simgesi olan
tatlının adıdır.
Aşura ise Muharrem ayının onuncu günüdür; Kerbela'nın,
matemin, yasın ve Hz. Hüseyin'in şahadetinin hatırlandığı gündür.
Kerbela'yı anlamadan Muharrem'i anlamak mümkün değildir.
Hz. Hüseyin sıradan bir insan değildi. O, Hz. Muhammed'in
gözünün nuru, ciğerparesi, torunu ve Ehl-i Beyt'in en kıymetli emanetlerinden
biriydi. Peygamberimizin omuzlarında taşıdığı, sevgisini her fırsatta dile
getirdiği evladıydı. Onun adı, sadece bir insanın değil; adaletin, onurun ve
hakikatin adı oldu.
Ancak Peygamber'in vefatından sonra İslam dünyasında
adaletin yerini yavaş yavaş iktidar hırsı almaya başladı. Muaviye ile güçlenen
saltanat anlayışı, Yezid döneminde açık bir zulme dönüştü. Yezid, Hz.
Hüseyin'den biat etmesini istedi. Fakat Hüseyin biliyordu ki zalime boyun
eğmek, hakikatten vazgeçmek demektir.
Bu yüzden o, iktidar için değil; adalet için yürüdü.
Makam için değil; insanlık onuru için direndi.
İşte bu yüzden Kerbela yoluna çıktı.
Yanında ailesi vardı.
Evlatları vardı.
Yakınları, dostları ve can yoldaşları vardı.
Karşılarında ise büyük bir ordu...
Kerbela çölünde günlerce susuz bırakıldılar.
Fırat yanı başlarından akıp giderken Peygamber'in torununa
ve onunla birlikte yürüyen canlara bir yudum su bile çok görüldü.
Çocukların dudakları kurudu.
Annelerin yüreği dağlandı.
Masumların feryadı göğe yükseldi.
Ama Hüseyin boyun eğmedi.
Çünkü o biliyordu ki bazen yaşamak değil, insan kalabilmek
önemlidir.
Bazen bir insanın ölümü, bir halkın vicdanını uyandırır.
Bazen bir damla suyu esirgeyenler kazanmış görünür; fakat
hakikat onların değil, susuzluğa rağmen onurunu satmayanların yanında kalır.
Muharrem ayında tuttuğumuz oruç da yalnızca aç ve susuz
kalmak değildir. Kerbela'nın acısını hissetmek, mazlumun derdiyle dertlenmek,
nefsimizi sorgulamak ve Hz. Hüseyin'in adalet yolundaki duruşunu kendi
yaşamımıza taşımaktır.
Bugün Kerbela'nın üzerinden asırlar geçti.
Ne var ki Hüseyin ile Yezid arasındaki mücadele hâlâ
sürüyor.
Bir tarafta adalet, vicdan ve hakikat...
Diğer tarafta zulüm, haksızlık ve güç tutkusu...
Bu yüzden Kerbela sadece geçmişte yaşanmış bir olay
değildir. Kerbela her çağda yeniden karşımıza çıkan bir vicdan sınavıdır.
Muharrem ayında başımız eğik, gönlümüz hüzünlüdür.
Ama aynı zamanda biliyoruz ki Kerbela'da bedenler toprağa
düşse de Hüseyin'in hakikat ışığı sönmemiştir.
O ışık; aşk ile yanan gönüllerde, adalet arayan vicdanlarda,
mazlumun yanında duranlarda ve zulme boyun eğmeyenlerde yaşamaya devam
etmektedir.
Kerbela bir günde bitmedi.
Zulüm sürdükçe Yezid yaşayacak, hakikat yaşadıkça Hüseyin'in
sesi duyulacaktır.
Bu yüzden bizler Kerbela'yı sadece anmıyor, anlamaya
çalışıyoruz.
Çünkü safımız dün de belliydi, bugün de bellidir:
Mazlumdan yana, zalimin karşısında...
Hakikatten yana, zulmün karşısında...
Ve dün olduğu gibi bugün de Hüseyin'in yanında.
Muharrem ayının tüm canlara barış, kardeşlik, adalet ve
hakikat bilinci getirmesi dileğiyle...
Ya Hüseyin...
Editör Notu: Bu platformdaki yazılarda dile getirilen görüşler ve değerlendirmeler yazara aittir ve Avrupa Dersim Riçikliler Derneği’nin kurumsal görüşünü temsil etmez.