Hangi insan, ama essahtan insan, gördüğü; aç ve yoksul olduğundan kendini ateşe veren, intihar ederek canına kıyan insanları görmezden gelebilir? Hangi insan —ama essahtan insan— memleketin sokaklarında dolaşıp bakınırken acı çeken çevre âlemini ve çıplak ayaklı bir çocuğun dilenirken ağlar hâlde olduğunu sorgulamayarak sırtını dönebilir? Hangi insan —ama essahtan insan— sahipsiz, sokakta yaşam mücadelesi veren canlı bir hayvana ilgi göstermez? Hangi insan —ama essahtan insan— savaştan kaçıp gelmiş, mülteci hayatı yaşayan ve yetmiyormuş üstelik her türlü kötülüğe maruz kalmasına olur verir? Yapmayın Tanrı aşkına, iyiler azalmaya doğru gidiyor, farkında mıyız!?
Göç ederken Akdeniz havzasında ölen çocukların, kadınların tablolara çizilen resimlerinin ederi ne olabilir ki? Açlıktan, yoksulluktan çektiği acıların silüeti nakşedilmiş bir tablonun satın alındığında evin hangi köşesine asılabilir ki?
Maden ocağının göçüğünde eksilmez ölüler var; sessizliğe gömülmüş hangi söz, kazma ve küreğin eşliğinde “ölmemişler var” diye duyurabilir? Daha yeni, beş işçi o yeraltı karanlığında, göçükte kalarak canlarını aldılar! Kim, nasıl babasının tabutu önünde dikilmiş çocuğun bakışlarını ve gözyaşlarını okuyup sayfalara işleyebilir kara elmasın hikâyesini!?
Bir insan —ama essahtan insan— yaşamın her alanında kadınlar erk-ek tarafından sürekli şiddete maruz kalırken, dahası öldürülürken, insanlığı çoğaltmaktan, yani doğurmaktan ısrar eden kadına el vermez? Bir insan —ama essahtan insan— bir ülkede açlıktan, yoksulluktan, parasızlıktan tedavi olamadığı için insanların neler yaşadıklarını görmezden gelecek kadar umursamaz olabilir? Bir insan —ama essahtan insan— köşe başlarına, ATM’lerin önlerine SMA hastaları için kurulan standların ses veren yalvarışlarını görürken içi acımaz? Ve üstüne üstlük, sadaka toplumu yapıldığı için hor görmez?
Ama iki elin parmaklarını geçmeyen Borsa kumarhanesinde manipülasyonlarla ve hileli zarlarla zenginleşen para simsarları, spekülatörler, borsa blokerleri milyarları kasalarına akıtıp yiyenlere ne demeli!?
Gülüyorum zor içinde ama hepsi gerçek. Xecé ninem anlatırdı; gecelerin nasıl karardığını ve kötülüğün harcı nasıl hazırlandığını!.. Kışın sobanın üstünde palamut patlatırken çok şeyler okurdu bize. Meğer hepsi essahtanmış...
Ben, iyiliğin zarar gördüğü ve insanın hiçleştirildiği bir ülkede incinirim. Ben, esintisi boş, fırtınalara evrilmeyen rüzgârın dolaştığı şehrin içinde üşürüm. Ben, yalancının, hırsızın, çıkar hesapları üzerine kurmaya çalışılan bencil ilişkilerin, kısacası bilcümle kötülüğün çok yapıldığı bir ülkede utanırım. Ben, bombaların can aldığı haksız, vahşi savaşlardan tiksinirim, canım acır...
Olacağı ne?
Sadece insan —ama essahtan insan— olmaktır aslolan. Hayat, her koşulda fark etmeyi ve fark edilmeyi hak eder. Ve aynı hayat derin yaralar taşır; buna bir yere kadar dayanacak gücü var. Ama yarayı kapatmak için essahtan el çoğaltmak gerek!..
*10 Ekim Ankara Gar katliamında hayatını kaybedenleri saygıyla anıyorum.