Türkiye'de uzun yıllar boyunca yalnızca insanların dili değil, yaşadıkları coğrafyanın dili de değiştirildi. Özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde köylerin, mezraların, dağların, ovaların, derelerin, ilçelerin ve şehirlerin isimleri sistematik biçimde dönüştürüldü. Bu dönüşüm sadece tabelalarda yapılan bir değişiklik değildi. Aslında değiştirilen şey; hafızaydı, geçmişti ve insanların doğdukları topraklarla kurdukları bağdı.

Bugün gençlerin "Tunceli" olarak bildiği yer, birçok insanın hafızasında hâlâ "Dersim"dir. Daha yaşlı kuşaklar ise aynı bölgeyi "Mamaki" adıyla hatırlar. Benzer şekilde resmî kayıtlarda Karakoçan olarak geçen ilçe, bölge halkının dilinde hâlâ "Dep" veya "Depe" olarak yaşamaktadır. Çünkü bazı isimler yalnızca bir coğrafyayı tarif etmez; o coğrafyanın tarihini, kültürünü ve ruhunu taşır.

Cumhuriyet döneminde özellikle 1930'lu yıllardan itibaren hızlanan yer adı değiştirme politikaları, 1940'lardan 1980'lere kadar sistematik biçimde sürdürüldü. Devletin resmî gerekçesi, Türkçe olmayan veya "uygunsuz" görülen yer isimlerini değiştirmekti. Ancak uygulamanın sonucu, Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Rumca, Süryanice ve diğer yerel dillerin coğrafya üzerindeki izlerinin büyük ölçüde silinmesi oldu.

Araştırmalara göre Türkiye genelinde yaklaşık 12 bin yerleşim yerinin adı değiştirildi. Dağlar, dereler, yaylalar ve diğer coğrafi alanlar da hesaba katıldığında değiştirilen isim sayısının 28 bine yaklaştığı belirtiliyor. Dil araştırmacıları ve tarihçiler, bunların yaklaşık dört bininin Kürtçe ve Zazaca kökenli yer isimleri olduğunu ifade ediyor.

Bu değişimden en fazla etkilenen bölgelerden biri de Elazığ'ın Karakoçan ilçesi oldu. Bölgenin Kürtçe ve Zazaca kökenli köy isimleri büyük ölçüde Türkçeleştirildi. Alikana Jêr'in Akçiçek'e, Baçux'un Bahçecik'e, Oxçiyan'ın Okçular'a, Sêdiyan'ın Gelincik'e, Avdelan'ın Abdalan'a, Axşîş'in Kavakdere'ye ve Badran'ın Çayırgülü'ne dönüştürülmesi bunlardan yalnızca birkaçıdır. Karakoçan'da onlarca köy ve mezra bu süreçten etkilendi. Ancak resmî kayıtlardaki değişikliklere rağmen bölge halkı eski isimleri kullanmaya devam etti. Benzer bir süreç Dersim'in Mazgirt ilçesinde de yaşandı. Zazaca ve Kürtçe kökenli onlarca köy adı Türkçeleştirildi. Şorde'nin Ağaçardı'na, Lazwan'ın Arslanyurdu'na, Qurçik'in Doğanlı'ya, Gewan'ın Gümüşgün'e, Dırban'ın Kızılkale'ye ve Riçik'in Geçitveren'e dönüştürülmesi bu uygulamanın örnekleri arasında yer aldı. Özellikle 1937-38 Dersim olaylarının ardından isim değişikliklerinin hız kazanması, birçok araştırmacı tarafından yalnızca idarî bir düzenleme değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüm politikası olarak değerlendirilmektedir.

Çünkü isimler yalnızca kelimelerden ibaret değildir.

Her isim bir hikâye taşır.

Bir aşiretin izini, bir dağın etrafında anlatılan efsaneyi, bir pınarın başında kurulan yaşamı veya bir halkın yüzyıllardır konuştuğu dili içinde barındırır. Bir yerin adını değiştirdiğinizde yalnızca haritadaki bir kelimeyi silmiş olmazsınız; aynı zamanda o coğrafyanın hafızasına da müdahale etmiş olursunuz.

Bugün birçok ailede dedelerin kullandığı yer isimleriyle torunların bildiği isimler birbirinden farklıdır. Yaşlı bir insanın "Çolig'e gittik" dediği yer, gençler için yalnızca Bingöl'dür. Bir başkasının "Dep'ten geldim" dediği yer, resmî kayıtlarda Karakoçan olarak geçer. Badran'da doğan birinin anlattığı köyü genç kuşaklar Çayırgülü olarak bilir. Riçik'ten söz eden yaşlılar ise çoğu zaman gençlere bunun bugün Geçitveren olarak geçen köy olduğunu ayrıca açıklamak zorunda kalır. Böylece aynı ailenin içinde bile iki farklı coğrafya dili oluşur.

Yer isimlerinin değiştirilmesi, Kürtçenin ve Zazacanın kamusal görünürlüğünü de ciddi biçimde etkiledi. Haritalarda, okul kitaplarında, nüfus kayıtlarında ve resmî belgelerde yerel isimlerin yerini Türkçe isimler aldıkça, insanlar kendi yaşadıkları coğrafyayı bile başka bir dil üzerinden tanımaya başladı. Böylece dil yalnızca konuşulmayan değil, aynı zamanda görünmeyen bir şeye dönüştürüldü.

Dersim gibi bölgelerde ise mesele yalnızca dil meselesi değildir. Çünkü bazı isimler aynı zamanda yaşanmış acıları ve kolektif hafızayı da taşır. Bu nedenle eski isimlerin silinmesi birçok insan tarafından geçmişin üzerinin örtülmesi olarak algılanmıştır. Bugün hâlâ pek çok kişi resmî isimleri kullanmak zorunda kalsa da gündelik yaşamında Dersim, Dep, Amed, Colemêrg veya Norşin gibi tarihî isimleri yaşatmayı sürdürmektedir.

Aradan geçen onlarca yıla rağmen halkın hafızası tamamen değişmedi. Çünkü bazı isimler devlet kayıtlarından silinebilir; ancak insanların dilinden kolay kolay silinmez. Hafıza çoğu zaman resmî tarihten daha dirençlidir. Bugün resmî haritalarda Çayırgülü yazsa da birçok kişi hâlâ Badran demeye devam ediyor. Geçitveren tabelaları altında yaşayanlar ise köylerini Riçik olarak anmayı sürdürüyor. Çünkü insanlar bazen bir yerin adını değil, o isimle birlikte geçmişlerini, hatıralarını ve aidiyet duygularını da korumaya çalışırlar.

Son yıllarda eski yer isimleri üzerine yapılan araştırmaların artması, unutulan isimlerin yeniden kayıt altına alınması ve bazı yerel yönetimlerin tarihî isimleri görünür kılmaya yönelik girişimleri bu nedenle önem taşıyor. İnsanlar yalnızca bugünü değil, kaybettikleri hafızayı da yeniden arıyor.

Yer isimleri meselesi dışarıdan bakıldığında basit bir isim tartışması gibi görülebilir. Oysa konu bundan çok daha derindir. Çünkü bir halkın diliyle coğrafyası arasındaki bağ koparıldığında geriye sadece değişmiş tabelalar kalmaz; eksilmiş bir hafıza da kalır.

Karakoçan'ın Dep olarak, Mazgirt'in Mêzger olarak, Dersim'in Dersim olarak anılmaya devam etmesi tam da bu yüzdendir. Çünkü bazı isimler yalnızca bir coğrafyayı tarif etmez; o coğrafyada yaşamış insanların hafızasını, kültürünü ve geçmişini de taşır.

Bir ismi değiştirmek bazen yalnızca bir şehrin ya da köyün adını değiştirmek değildir.

Bazen bir halkın hafızasını susturmaya çalışmaktır.