Bir Köyü Yaşatan Yalnızca Tarihi Değil, Hafızasıdır
İlk iki yazıda Rîçik'e Dair'i farklı yönleriyle değerlendirmeye çalıştım. İlkinde eserin neden
önemli olduğunu, ikincisinde ise tarih bölümlerini tarih metodolojisi açısından ele aldım.
Bu kez kitabın, bana göre en kıymetli tarafına değinmek istiyorum.
Çünkü bazı kitaplar bilgi verir.
Bazıları ise hafızayı korur.
Rîçik'e Dair işte ikinci gruba giren eserlerden biridir.
Bir köyün geçmişini yalnızca arşiv belgeleri anlatmaz. Resmî kayıtlar bize nüfusu,
vergileri ya da idarî yapıyı gösterebilir. Fakat insanların nasıl yaşadığını, hangi kelimeleri
kullandığını, hangi ziyaretlere umut bağladığını, çocuklarına hangi hikâyeleri anlattığını
çoğu zaman bu belgelerden öğrenemeyiz.
İşte bu noktada sözlü hafıza devreye girer.
Kitabı okurken dikkatimi çeken en önemli özelliklerden biri de buydu. Yazar yalnızca
olayları sıralamıyor; köyün hafızasında yaşayan anlatıları, inançları ve gündelik hayatın
küçük ayrıntılarını da kayda geçiriyor.
Örneğin kitapta yer alan Simê Sefer Efsanesi, yalnızca bir menkıbe olarak anlatılmıyor;
aynı zamanda köyün hafızasında neden önemli bir yere sahip olduğu da vurgulanıyor.
Yazar bu anlatıyı aktarırken şu cümleyi kuruyor:
"Tüm Rîçikli kamillerin bildiği ancak sonraki kuşakların çok az bildikleri bir efsanedir
Simê Sefer Efsanesi. Unutulup gitmesi asla kabul edilemezdi. Sonuçta bu Rîçik ile ilgili
hafızalarda kalan en büyük ve en eski efsanedir."
Bu cümle bile kitabın temel amacını anlatmaya yetiyor. Burada esas mesele, anlatının
tarihî doğruluğundan önce, unutulmaya yüz tutmuş bir hafızanın kayıt altına alınmış
olmasıdır.
Aynı durum ziyaret kültüründe de karşımıza çıkıyor.
Kitapta yalnızca Abdülaziz Ziyareti'nden söz edilmiyor; Kanîya Spî, Kalê Spî, Tum
Çeşmesi, Yusuf Baba, Darbenişt ve Diyarê Kert gibi köyün manevî dünyasında yer etmiş
pek çok ziyaret yeri de anlatılıyor. Üstelik bunlar sadece isim olarak geçmiyor; insanların
bu mekânlarla kurduğu bağ da aktarılıyor.
Mesela Tum Çeşmesi anlatılırken, köy kadınlarının Perşembe akşamları burada mum
yakıp dilek dilemelerinden söz ediliyor. Yine Yusuf Baba için köyde edilen yeminler ve
dualar aktarılıyor. "Yusuf Baba olsun!" ya da "Abdülaziz çarpsın!" gibi ifadeler, aslında bir
toplumun kutsal kabul ettiği değerlerin gündelik dile nasıl yansıdığını gösteriyor.
Kitabı okurken hoşuma giden bir başka ayrıntı ise, yerel dilin korunmuş olmasıydı.
Bugün genç kuşakların bir kısmının belki de ilk kez duyacağı Kanîya Spî, Kalê Spî,
Darbenişt, Diyarê Nîşangê, Tum, Zeyi, Xwange, Metê, Xalti gibi kelimeler yalnızca birer
isim olarak verilmemiş; yaşanmışlıklarıyla birlikte aktarılmış. Böylece kitap, yalnızca bir
köyün tarihini değil, aynı zamanda dil hafızasını da koruyan bir kaynak hâline geliyor.
Özellikle Gağan geleneği anlatılırken "Zeyi" ziyaretlerine değinilmesi beni ayrıca etkiledi.
Evlenip başka köylere gitmiş kızların, baba evleri tarafından unutulmadığını hissettirmek
için her yıl ziyaret edilmeleri ve hediyeler götürülmesi, sadece bir gelenek değil; aynı
zamanda aile bağlarına verilen değerin de güzel bir örneği olarak anlatılıyor.
Bence yerel tarih çalışmalarını değerli yapan da tam olarak budur.
Bir tarih kitabı size hangi yılda ne olduğunu anlatabilir.
Ama bir köy kitabı size insanların nasıl düşündüğünü...
Neleri kutsal kabul ettiğini...
Hangi kelimelerle konuştuğunu...
Hangi ziyaretlerde dua ettiğini...
Ve çocuklarına hangi hikâyeleri bıraktığını anlatır.
İşte bunlar kaybolduğunda, yalnızca birkaç kelimeyi değil; bir kültürün hafızasını da
kaybetmiş oluruz.
Bu nedenle Rîçik'e Dair'i okurken zaman zaman tarihçi gözüyle değil, hafızasını kayda
geçirmek isteyen bir araştırmacının gözünden bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü bu eserin en büyük başarısı, yalnızca Rîçik'in geçmişini anlatması değil; o
geçmişin ruhunu da bugüne taşıyabilmesidir.
Kitabı bitirdiğinizde aklınızda yalnızca tarihler kalmıyor.
İnsanlar kalıyor...
Dağlar kalıyor...
Ziyaretler kalıyor...
Yaşlı bir dut ağacı kalıyor...
Ve kuşaktan kuşağa anlatılan hikâyeler kalıyor.
Belki de iyi bir yerel tarih çalışmasının en önemli başarısı budur.
Okuyucuya yalnızca bilgi vermek değil...
Ona bir köyü hissettirebilmektir.
Editör Notu: Sitemizde yayınlanan yazılarda dile getirilen görüşler ve değerlendirmeler yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. Avrupa Dersim Riçikliler Derneği’nin kurumsal görüşünü temsil etmez.