Acı ama gerçek! Yaşadığımız koşullarda toplumun bünyesini sarmış bütün gayrıların aynılaştığını görmek hiç de zor değil. Görünmez gibi yapılan kötülüğün insanı, bu anlamda toplumu çürüttüğünü gösterir birçok emare mevcut.

Modern dünyanın otomasyon çağında vahşi sistemin insan ilişkileri üzerindeki hükmü, toplumun maddi ve manevi değerlerini yıkmış, dağıtmış, deforme etmiştir. Hangi milletten olursa olsun her kesimi kapsayan sosyoekonomik, sosyokültürel bağlarını ciddi tahribatlara uğratmış ve kişi-kişiler büyük kalabalıkların içinde yalnızlaştırılmış, yabancılaştırılmış ve aşırı bencilleştirilmiştir. Bu düzlemde insanı birbiriyle çatıştırarak, birbirini öğüten birer zehirli kişiliğe dönüştürmüştür. Bunca toplumsal ilerlemeye rağmen insani koşulların ortadan kaldırıldığı, dahası çoklu karmaşalar yaratılarak kendi ekseninde döndürüp kendisini bile tanıyamayacak hâle getirildiği görülüyor. Geleceği üzerine söz söyleme bilinci, iradesi zayıflatılmış ve kötürümleştirilmiş bir toplumsal yapı oluşturulmuştur. Örneğin insanın varlık koşulunun başında gelen tarihi, dili, kültürüdür. Bu kapsamda yaratılan maddi ve manevi değerlerimizin tümünün hem fizikî hem de psikolojik olarak kötü muamelelere maruz kaldığımızı bilmeyen yoktur. İki gayrı dünya iç içe geçirilemez, bir edilemez. Edilirse kusurlu olur!

Ancak her doğru söylemin sonuç olarak dar kaldığı, geniş kesimlerde yeterince karşılık bulmadığı, şimdiki zamanın içinde köklü bir krize dönüştüğü ve bu anlamda kişinin kötü olan başka kişiler üzerinde şekil aldığı bir kapalı toplum kalma kültürü dayatılmış ve bu ısrarlı kötülük kabul görür olmuştur. Bir Stockholm sendromu olarak tanımlanacak olan bu acı durum, ne yazık ki geleneksel hâl almış gibi görünüyor.

Bütün gayrılar aynılaştırılınca; varılan ve elde edilen sonuçlar modern insanın sahip olması gereken ilişki ve karakter biçimi değil, “At izi ile it izinin birbirine karıştığı” kötülük silsilesinin yaşamın her alanında vücut bulmasıdır olup biten!.. Yanlışların dip yaptığı bir seviyesizlikler sarmalında psikolojik ve kültürel yıkım ve bu anlamda pragmatist ekonomik temel üzerinde konumlanma uğraşı, toplumu istikrarsızlaştırarak farklı bir merhaleye taşımıştır. Sıkça karşılaştığımız, bireyde somutluk kazanmış, nezaketten uzak, oldukça kaba, ölçüsüz, kendisine yaranmayanı reddetme ve riskli olanı başkalarının üstüne atma gibi modern toplum insanı olamamış bütün eskimiş özelliklerini taşımaktan ve ısrarla bütün gayrıları aynılaştıranların icra ettikleri eylemler, at başı gidiyor olmuş.

Bütün gayrılar aynılaştı; dokunulmaz gibi tutulan kişi ya da kişileri kült hâline getiren “fikrî” beyanlar ve pratikler ne yazık ki toplumda önemli oranda dolaşıma çıkarılmış. Aksiyonu yüksek ve gerilimli olan ne varsa; mafya hikâyelerine, ahlaki olmayan hâlleri, alışkanlıkları ve insanlığın sonunu getirecek büyük felaket senaryolarına ve sonsuz bilinmezliklere kadar çok şeyin iç içe geçişi sağlanarak aynılaştırıldı ve medya vb. araçlarla —çevremiz de dâhil— geniş kesimlere yedirildi. Dilimize yasak koyanların ilgilerine “muhtaç” kalanların düne ve yarınlara ne yazık ettiklerini hatırlatmakta fayda var.

Bugün toplumun aşırı, önlenemez tüketici özelliği, hastalıklı alışkanlıkları, dijital kültür alanında kullanılan araçlar ile insan karakterinin değişkenliğinde sınır tanımayan —sosyal ilişki dâhil— üretemez robota dönüştürmüştür. Kitap, dergi, gazete vb. okumayan, toplumsal olaylara karşı duyarsız, kendi dilini, kültürünü ileriye taşımada başarısız kalarak kötü olan ile kendisini var etmeyi düşünüyor. Bu bağlamda kendisini doğrulardan muaf tutma, olumsuz tutum ve davranışlar rutin yaşamın ayrılmaz parçası olmuştur.

Sosyal medya mecralarının yansıttığı sözde popüler kültür akımları-yönelimleri (ne idüğü belirsiz) ve hiçbir karşılığı olmayan büyük başarı öykülerinin —kısa yoldan zenginleşme veya gayrimeşru ilişkiler içinde uyuşturucu çeşitleri, fuhuş, dolandırıcılık, yolsuzluk, çalma-çırpma ve önü açılmış olanların (!) gayrimeşru sermaye kaynağı bulma arayışları gibi— yaşanması, aslında toplumsal bir büyük sorun hâline gelmiş, bireyde somutluk kazanmış kötülüklerdir.

İnsanlar tek tipleştirilmiştir. Farkındaysanız aynı kavramlar ve aynı şeyler üzerinde döndürülüyor günlük hayat. Gayrılar, gayrı gayrı olmasına rağmen görünmez olmuş, insanı kendi gerçekliğinden uzaklaştıran zararlı fikrin ve eylemlerin ciddiyetini umursamaz hâle getirmiş ve kişiye sunulan her ne ise kabul etmiştir. Aynı metanın görünürlüğüne kapılarak okumayı reddederek birbirini kopyalamayı büyük bir hünermiş gibi benimsenmiştir. Türkiye'de 6 milyona yakın 15 ve 25 yaş arası genç nüfus ne okuyor, ne çalışıyor, dahası ne yaptığı bilinmiyor. Gençliğin geleceğiyle ilgili hiçbir öngörüsü, planı yok. Gayrı gayrı olanın içinde eritilmiş, aynılaştırılmıştır. Bu sorun kötü süreçler manzumesidir.



İnsan psikolojisinin şekil aldığı ve doğrudan günlük yaşamında yansıttığı kendisini-birbirini tekrar etme eylemiyle oturmuş, temiz karakter yoksunu etmiş ve onarılamaz yıkım sıradanlaştırılıyor olmuştur. Bu, hep aynı olumsuzlukları sunma ve kabul etmedir. Öngörülebilir kötülüklere refleks göstermekten yoksun insan, doğru olan için risk almaktan korkuyor, ama her türlü gayrıları benimsemeyi tercih ediyor!..

Elbette bunun nedenleri var; aydınlanmayan toplum yapısı gereği okuyup araştırmadan, öğrenip sorgulamadan cehaletin altında ezilmiş olması; ikincisi, ekonomik nedenlerden ötürü satın alınmış kişi ya da kişilerin yanlışların üreticisi ve savunucusu olmaktan kurtulamamalarıdır.

Gayrıların bütünleşmesi, yekpare görünmesi, insanın taşıdığı birden fazla doğrulardan vazgeçme ve vazcayma özelliklerini, farklılıklarını tasfiye ederek yaratılan sorunsuz bireyi nesne hâline dönüştürmüştür. Öteki, beriki ve/veya yerindekinin birbirinden soyutlaştırılması, dilinden ve kültüründen koparılması, kişi öldürülmüştür anlamına gelir. Bu kadar kötülüğe rağmen ses vermeyen insanın, sosyal bir varlık olma niteliğini geliştiren, dönüştüren etkinliği zayıflatılmış; yerine çizilen sınırlar içinde ucuz iş gücü rezervi yığınlar yaratılmıştır. Makineleştirilen insan tipinin birbirinin gölgesinde kendilerini ölçemez ve tanıyamaz yapılarıyla ileriye yönelik değişmez özneler olarak tutuk edilmişlerdir.

Dünyadaki mevcut sistemin paradigması, toplumun tümünü kendi mecrasında eritme öğretisine sahiptir. Zihinlere yerleşen bu durum, onarılamaz bir yabancılaşma ve paralel olarak bütün ilişkilerde çıkar hesapları üzerinde şekil almıştır.

Bütün gayrılar aynılaştı tespiti; bir hayal kırıklığı ya da dibi görünmeyen kör bir kuyuya benzetmiyorum. Aksine insan iradesi doğru ve yerinde kullanıldığında her türlü kötülükleri bozacak güçtedir. Modern toplum insanı olmak, bilgiden kendimizi muaf tutmamak önemlidir. İnsanı hayvanlardan ayıran temel özellik; sadece düşünen değil, aynı zamanda eylemidir. Okumak, paylaşmak, yeniden okumak, sorgulamak vazgeçilmezimiz olmalıdır. İyi insan ilişkilerine sahip olmak, dayanışmayı, paylaşmayı, sahiplenmeyi ısrarla sürdürmek ve kötü olandan korunmak ve geleceği kötü gayrılardan korumak hayatidir.

Not: Riçik köyümüzde gerçekleştirilen kültür ve dayanışma etkinliğinin organizasyonunda görev alan köy muhtarımıza, Türkiye ve yurt dışı derneklerimizin başkan ve yönetimlerine çalışmalarından dolayı…

Etkinliğe katılım sağlayan köylülerimize ve çevre köylerden gelen konuklarımıza katılımlarından dolayı teşekkür ediyorum. Saygı ve sevgi ile.