
ÇATLAKLARDA SAKLANAN ACILAR
VE ÇULLUK
Güle güle yanmak, Öldüğüm o kusursuz gün Hoş geldin özgürlük!..
Günlük sarf ettiğimiz kelimeler; insan ilişkilerinde ve iletişiminde köprü olur.Seslenişleri belki aynıdır ama her birinin hikayesi başkadır.Bazı kelimeler acılarla yüklüdür; ancak sırları hafızanın derinliklerine gömülüdür.Bir mahpusun hücresinde,bir işçinin makine başında,bir emekçinin tarlasında;bir çocuğun,bir kadının veya erkeğin yaşamlarına onarılamaz yaralar açan iyi veya kötü kelimeler...
Kimi insanların dilinde yapıcı bir köprü, kimi insanların elinde öldürücü silah olarak işlev görür.Demem şu ki; işte,evde,okulda,sosyal ilişkide,kültürel etkinlikte kullandığımız kelimeler; hem acının, hem de iyiliğin adı olmuştur.
Ben acılarla yoğrulmuş kelimelerin içinde katre katre süzülen bir yankıyım. Biriktirdiklerimle yıllar tükendi.Şu parsın yüreğimde yaralar türlü türlü...Yarım kalmışlığın girdabında,hayatın diliyle yazılmış; çığlık yüklü kelimelerden oluşan mektuplarım var,şiirlerim var; içi aşk dolu...samimi sıkı sarılış gibi...He ya; dualarım Hürriyet ve ekmek kavgası!.. Off...mu çeksem,yoksa dahliniz için bir seslenişle sizi de mi çağırsam?
Gelin düne ve bugüne dokunalım,acıları ayrıştıralım ve iyiliği yarınlara taşıyalım!.. Sayın okurlar,değerli Riçik’li köylülerim; evlerimizin önündeki harmanları hatırlayın; günün yorgunluğu akşama varınca buram buram tütün kokan nefesler,kahkahalar,çekiştirmeli dedikodular, laf atmalar,genç kızların işvesi,erkek çocukların havasıyla dolardı ortalık ve izlemeye değer atışmalarla geçerdi zaman.Sıcak ve samimi sohbetlere eşlik eden nasırlı parmakların kavradığı bardağın ince yerinden gönül ikramı vardı.Sonrası gelen neydi o? Hı...hatırlatayım;
Unutuşa meydan okuyan o muhteşem çayın içiminden sonra,yorgun düşmüş bedeninin uykulu halinden sonra sabah uyandığında güne duyduğu tatlı mahçubiyetle yeniden işe hazırlanırlırdı. O zamanlardı,yani eskidendi...Toprak döşeli sokaklarımız vardı;uçurumların patikalı yollarında gölgemiz eşliğinde yaşam çıkarırdık.
Doğanın o bin bir çeşit dokunuşuna büyük bir aşkla sarılıyorduk; su gibi,ateş gibi...Sonra avcılar girdi hayatımıza; göç olunca,savrulduk büyük şehirlerin zorlu topraklarına.Can mı dayanır? Ama dayandık yaşadık,sevdik sevildik,tutulduk,öldük öldürüldük,Susa boğulmuş dilimiz,yasaklı gülüşlerimiz saklı kaldı varoşların izbe yerlerinde!..Be hey...bizde kara kehribar sabrı çok!..
Bu sürecin devamıydı,şehrin karanlık gölgesinin çöktüğü kör hücrenin çatlamış duvarlarına sakladım kendimi; kaybolup,yeniden büyük doğmak için.Sonra...Yani sonra olmadı,içime sinmedi!..Çatlamış duvarın içine sığınırsam; kim konuşur börtü böceklerle, kim savaşır avını yakalamak için voltalara ağ atan örümceklerle? Kim besler kıvırcık yaprağıyla beslediğimiz akçıl salyangozları,yahut serçeleri atmacalardan kim koruyacak? Sığınırsam yasaklar bulur beni, vururlar!
O zaman orası cehennemin var sayıldığı HİNNOM vadisi olurdu...Başka bir şey daha olurdum; Çulluk kuşu!.. Çulluk kuşu bilirmisiniz? Sonbahar,kış mevsiminin göçmenidir; Su Çulluğu...Avcılar bilirler! Kış geliyor,mevsime soğuk yağacak.Böyle nemli mevsimde buralara göç ederler.Pınarların başlarında,dere kenarlarında,çalılıkların diplerinde, ormanların zulalı yerlerinde, yorucu yamaçların çatlaklarında ikamet ederler.Gündüz yuvasında pek çıkmaz.Çıkıp dolaştığında ise görünmemeye çalışır.
Akşam çökmesine az zaman kalınca o yuvasından dereye iner,suyun yakasında boy veren sazlıkların,kamışların diplerini emerek,toprağı karıştırarak doğada karnını doyurur. Saklanıp yattığı yer ne kadar temizse,yediği içtiği de o kadar temizdir.Suyunu içtikten sonra gagasını,ayaklarını temizler ve gagasıyla omuz başlarını,kanatlarını boynunun tüylerini tarar,bir gelin gibi süslenir.Sığındığı yer kabuğunun çatlağından çıktığı zaman da pusuda bekleyen avcılar tarafından vurulur.O an başını çevirir,avcıya bakar acı dolu hüzünlü ve dargın...Bir heyhat çeker!...
Çulluk sağ yakalandı mı yaşamaz,ölür.Nedeni zerafeti yüksek,heyecanlı ve çocuk gibi ince, masum,kırılgan yapısıdır.Avuçlarının içine alındığı zaman özgürlüğü elinden alındığını bilir ve sonrasında orada,hemencecik sessizce kendini ölüme bırakır; hayatı son bulur!.. Bazı sıkıştırılmış avuçlarda saklanışlar; korkunç uçurumlara sahipler,sırları ölümdür.Pususuna düştün mü yaşamaz ölürsün; vurulmak kaçınılmaz! Bundan dolayı izbandut gibi dikilen beton duvarların ve şehrin çatlaklarına sığınmadım.
Bir kuşun gururlu uçuşunu kendi gücümle birleştirdim.Herkes bilmez demir kapıların arkasında büyüyen insanların sabrını! Herkes bilmez göç edildiğimiz şehirlerde neler yaşadığımızı! Öyle ya; halden anlamaz kötülük...Ben bilirim halden anlamayı! Bundan dolayı sığdıramadım hayatı o çatlakların içine.Ne yaptım;özgürlüğü zor içinde çekip almak için bütün irade-yi gücümü kullandım ve koşulları yaşanılır kıldım...Kalsaydım çatlakların zulasında, dayanamazdım; bir kötünün avucunda Çulluk kuşu gibi hayatım sonlanırdı... Can alıcı kelimesi; Hoşgeldin özgürlük!
Not: Hinnom vadisi;İsrail ve Filistin sınırları içinde bulunan ve dillerdeki cehennem kelimesinin kökenini oluşturan bir yerdir.İbranice orjinal adı; Gehinnom.Çocuklar başta olmak üzere insanların korkunç öldürülmelerinden dolayı oluk oluk kan dökülmesi nedeniyle vadi lanetlenmiş ve kötülüğün,azabın simgesi haline gelerek semavi dinlerdeki “Cehennem” adı verilmiştir.Yunanca üzerinden de Türkçeye cehennem olarak geçmiştir.Öbür dünya cehennemi dedikleri yer orasıdır!...