Dersim'de isen aylardan da Mayıs ise hayattan haz almaman imkânsız. Hayatı zora sokan ne varsa her şeyi unutturuyor doğa tüm güzellikleriyle. Doğa olunca ve güzellikler de çok olunca insan bir parça şımarıyor elde olmayarak. Yapay olan ne varsa bir anda çıkıp gidiyor hayatından. Ne gündem ne siyaset ne ekonomi geliyor insanın aklına. Doğayla bir bütünleşmeye gör, nasıl da arınıyor ruhun ve bedenin o zaman anlarsın. İliklerine kadar hissedersin o ana dek ıskaladığın ne kadar güzellik varsa.

Doğanın her hâli ve rengi güzeldir, toprağın karası, bulutun grisi bile. Gerçi toprağın yüzü olduğu gibi yeşil şimdilerde, sürülürse ancak karası çıkar ortaya. Gri desen, gökyüzü hep gri zaten aylardan beri... Güneşin sarı sıcağına ve maviye hasret her şey. Mayısın sonu geldi hâlâ ıslak her yer. Yeşilin en çılgın tonları hâkim dört bir yana. Son otuz sene içinde hiç olmadığı kadar su akıyor kendi kaynağında ve yatağında. Suya doymuş toprak, fazlası yüzeyde ya akıyor ya duruyor. Baharın sonu, yazın başındayız. “Serhoş” ediyor içinde bulunduğumuz bu iki mevsim arası kısacık zaman dilimi. Yeryüzü sofrası kurulmuş, bahar iksiri ile serhoş ediyor doğa insanı. Payına düşeni almak isteyen buyursun gelsin, herkese yer var bu sofrada.

Doğanın sesi de sessizliği de huzur veriyor insana. Büyük kentlerde hiç de yadırgamadığız araba sesleri, köy yolunda tek tük de olsa geçince nasıl da sırıtıyor doğal seslerin ya da sessizliğin içinde hemen. Yaprağın hışırtısını, kuşların sesini, arıların vızıltılarını geçtim uzaktan gelen köpeğin sesi bile çok hoş geliyor kulağa. Ufacık bir yelde hemen otta, yaprakta billurlaşan damlacıkların yere düşerken çıkardıkları sesi duymak, büyülüyor adeta insanı. Sesi bir hoş, sessizliği başka bir hoş doğanın… Ruhun ve bedenin arındırılması derken tam da bundan bahsediyorum işte. Doğanın ister sesi ile ister sessizliği ile terapi uygulayabilirsin kendine. Yenebilir çiçeklerle ve otlarla kendine kür de yapabilirsin bu mevsimde.

Kendi kuralları içinde kusursuzca işliyor doğa. Bir tek karıncaların emeğine yanarım. Azıcık güneş açınca yuvalarındaki toprağı atıyorlar dışarı. Peşinden yağmur tekrar dolduruyor yuvalarını. Kuşların ise tam tersine çok kolay işleri bu kez. Pek öyle zahmete girmelerine gerek yok. Dalda ya da yerde bolca tırtıl, bolca larva, bolca böcek var zaten. Bu bolluk karşısında bolca cilveleşmeleri ve bolca şımarıklıkları hiç de gözden kaçmıyor yalnız.

Arada değişik çiçek renkleri olmasa yalnızca yeşil hâkim dört bir yana. Yeşil dediysem, yeşilin her tonu… Bu kadar yeşilin yakın zamanda sararıp solacağına inanmak güç, tıpkı karla kaplı iken bu kadar yeşili düşünmenin güç olduğu gibi. Doğal döngünün içinde imkânsızmış gibi görünen her şey nasıl da dengeli bir şekilde işliyormuş meğer. Denge ve dönüşümün doğanın gizemli şifresi olduğunu o anda anlıyor insan.

Çocukluğumdan beri dört mevsimi ilk kez bu sene Dersim’de hissederek yaşadım. Her mevsimin kendine has güzellikleri ve zorlukları vardır hiç şüphe yok ki. Zorlukları bir kenara bırakıp sadece güzelliklerine odaklanmış olmam, her mevsimden ayrı ayrı haz almama yetti. Doğanın her rengine, her sesine, her verdiğine ve her görseline tanıklık etmiş olmanın huzuru var üzerimde. Doğaya verdiklerimden çok daha fazlasını verdi doğa bana. Fidan diktim kocaman oldular. Tohum ektim bir sürü oldular. Çekirdek ektim filizlendiler. Atıkları topladım yemyeşil oldu etraf… Hiçbir jesti karşılıksız bırakmıyor doğa. Siz siz olun doğa ile kalın!