Coğrafyaları farklı kılan sırf doğal oluşumlar ve iklim değildir, içinde yaşayan ve o coğrafya ile özdeşleşen insanlardır da. Dili, inancı, kültürü ve yaşam biçimleri ile insanlar yaşadıkları coğrafyalara her zaman farklılıklar kazandırırlar. Benzer şekilde, yerel bir kültürün oluşmasında coğrafyaların doğal yapısı ve ikliminin büyük etkisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kısaca, bir bütünlük arz eder gerek coğrafyanın insanlar üzerinde, gerekse insanların coğrafyalar üzerinde yarattığı etki. Bu etki, kendiliğinden bir aidiyet duygusu yaratır insanlar üzerinde. Dersim Coğrafyası tam da böyle bir yapıya sahip. İnsanların özellikle inanç sistemi üzerinde büyük etkisi olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Dersim’de doğanın kutsal sayılmasını başka türlü nasıl açıklayabiliriz yoksa.
Doğayı kutsayan o insanları ait oldukları yerden çekersen, büyük bir eksiklik yaşanır o coğrafyada. İnsansız doğa, yine güzeldir belki ama onu yerinde kutsayan o insanlar olmayınca bir yerinde bir boşluk oluşur bariz bir şekilde. Devasa Anadolu Coğrafyası’nın içinde bir ada gibidir Dersim; dili, inancı ve yaşam biçimiyle. Farklı olmuş olması, başına olmadık işlerin gelmesine sebep olmuştur geçmişten günümüze dek. Katliamlar, acılar, zorunlu göçler ve saire bir toplumun yaşayabileceği tüm tarvmaları yaşamış tarih boyunca Dersim.
1937-38 yıllarında planlı ve sistemli bir şekilde Dersim’de katliam yapıldı. Binlerce insan katledildi. Kalan sağların bir kısmı sürgün edildi. Coğrafya insansızlaştırılmaya çalışıldı. Sebep neydi, sorgula sorgulayabildiğin kadar. Farklılıklara olan tahammülsüzlükten başka nasıl açıklanabilir acaba bu mezalim?
Eksildikleri halde ait oldukları topraklarda kalsalar da, sürgün de olsalar küllerinden doğdu Dersim Halkı yeniden. Bir şekilde hayata tutunup kendi kökleri ve toprakları üzerinde var olmayı başardılar. Fakat egemenlerin Dersim’le sorunu bitmedi hiçbir zaman. Her darbe döneminde en çok ezilen hep Dersimliler oldu. 12 Eylül cuntasının, Dersim’in topraklarını Bingöl, Elazığ ve Erzincan’a pay ederek haritadan silmek istemesi bariz örnektir buna. Katliamla, sürgünle ve baskılarla defalarca sınanmış bir halkı topraklarından söküp atmaktı tüm dertleri.
Dersim’i insansızlaştırmak için denenmedik yöntem kalmayınca, ekonomik olarak çökertmenin dışında başka seçenek kalmadı önlerinde. Her şeyin ekonomi üzerinden döndüğü günümüzde, insanlar geçim derdinden başka bir şey düşünemez oldular. Geçim derdi girdi mi hanelere, geçimsizliğin gelmesi de kaçınılmaz olur haliyle. TÜİK’in verilerine göre Dersim’de boşanma oranı %49’lara ulaşmış durumda. Bu, Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayan bir oran… Her iki evlilikten birinin boşanmayla sonuçlandığı bir yerde ne aile bütünlüğünden ne huzur ve mutluluktan bahsedilebilir. Evlilik ve doğum oranının çok düşük olması ve dışarıya göçü de katarsak işin içine varın Dersim’in yakın gelecekteki insan varlığını siz düşünün. Koca coğrafyada toplam 85.000 kişi yaşıyor yalnızca. Onun da çok büyük bir bölümü 60 yaş üstü zaten.
Hâl böyle olunca son seçimde Dersim’in iki olan milletvekili sayısı bire düştü. Mazgirt Lisesi kapandı. Neredeyse hiçbir köy okulu açık değil. Darıkent (Muxundi), belde olmaktan çıkıp köye dönüştürüldü. Akpazar (Peri), köyleri mahalle yapıp kendine bağlayarak durumu kurtardı şimdilik. Nüfus azaldıkça kamudan hizmet almak daha da zorlaştırıyor her geçen gün.
Kışları köylerde tek tük insan kalıyor. Tüm köyler birer hayalet köye dönüşüyor kış oldu mu. Üretim yok, ekip biçme yok, hayvancılık yok. Girdi maliyetleri ateş pahası. İnsan gücü ve kaynağı yok denecek kadar az. Herkes geleceğinden son derece endişeli… Büyük şehirlere gidip yerleşmek de kurtuluş değil artık. Oralar zaten insan dolu ve oralarda da hiç umut yok. Yurt dışına gitmenin dışında hiçbir düşüncesi yok artık hiçbir gencin.
Böyle hazin bir tablo ile karşı karşıyayız. 1937-38 katliamında bitiremedikleri Dersim’i, 2026’larda ekonomik soykırımla bitiriyorlar! Dersim yoğun bir şekilde göç veriyor. Dersim’in gençlerinin yurt dışına gitme hayalinin dışında başka bir hayalleri yok. Dersim’in evli çiftleri boşanıyor durmadan. Evlilik ve doğum oranı çok düşük… Yaşlı nüfus fazla olduğu için, ölüm oranı doğum oranına göre çok daha fazla. Dersim’in insan varlığının daha da seyrelmesi kaçınılmaz bir son gibi duruyor önümüzde.
Bir şey yapmalı Dersim için. Kadim tarihimizin ve kültürümüzün yattığı o güzelim coğrafyaya sahip çıkma günüdür bugün. Özüyle, harcıyla, suyuyla ve havasıyla yoğrulup kimliğimizi ve kişiliğimizi şekillendirdiğimiz Dersim’in böyle insansızlaştırılarak ıssız kalmasına hiçbir Dersimli’nin içine sindirebileceği bir durum olmasa gerek.
Ne yapmalı öyleyse? Bir kere, konuya uzak durarak Dersim’in özü ve kimliği üzerinden kimse kendine etiket ve paye çıkarmasın lütfen!

Her Dersimli, memleketi için elinden geldiğince bir şeyler yapmalı. Öyle birkaç günlüğüne Dersim’e uğrayıp hasret giderme kolaylığına kaçmasın hiç kimse. Bu çağrı daha çok yurt dışında ve metropollerde yaşayan hali vakti yerinde olan tüm Dersimliler’e olsun; Dersim’deki akrabalarınızı unutmayın! Yaşama tutunmaları için desteğe ihtiyaçları var onların. Omuz verin, yeniden yaşam canlansın Dersim’de. İzin ya da tatilinizi Dersim’de geçirin. Tüm harcamalarınızı Dersim’de, Dersim esnafında yapın. İmkânı olan herkes köyüne dönüp ev yapsın yeniden. Bahçesini, bostanını, bağını canlandırsın. Yıkık dökük okulun, çeşmenin, köy evinin onarılmasına katkı sağlayın. Öğrencilere ve evlenmek isteyen gençlere destek olun. Köyde evi olanlar sürekli orada yaşamaya çalışsınlar, ufak tefek üretim yapsınlar, hayvan beslesinler, fidan diksinler ve saire…
Gün sorunlara karşı sessiz kalma ve görmezden gelme günü değil. Gün sorumluluktan kaçma günü hiç değil. Dayanışma ile özveri ile fedakârlıkla canlanır Dersim’de yaşam ancak. Kaderine terk edilmiş görüntüsü, seyreltilmiş ve yaşlı nüfusuyla Dersim, tam da arzu ettikleri Dersim’dir! İtirazımız buna ve çağrımız tüm Dersimliler’e; Dersim’e sahip çıkın, Dersim’i terk etmeyin, mümkünse Dersim’e geri dönün… Birlik olun, üretim yapın! Tarihinize, kültürünüze, dilinize, inancınıza, topraklarınıza, zor durumdaki insanlarınıza sahip çıkın!