Sıcak yaz mevsiminde üşürken kendimi yeraltı sarnıçlarında donmuş bir sütun gibi hissediyorum. Demedi demeyin; yarından sonra bozkırları çiçeklerle süsleyen güneşin ateşinde izi kalmış ama eriyip yok olmuş kan buzulları yeniden oluşacak!.. Bir diyarın, vadileri ezen patikasına girip ilerliyorum, mübarek evimiz sanki!.. Ah, fark ettim; kaç karanlık geçti, kaç gün toplandı yılları oluşturdu başımda, kaç milyon kıyamete benzer kötülük yolumuza döküldü? O bilinen memleketimin tertelesinde; çocuklar, kadınlar, her yaştan insan... Derim kendime, bu nasıl kötülük; etime batmış dişleriyle öğütüyor... Sistem bu!.. Bütün ölülerimi hatırlarım, her biri toprağa düşürülmesine rağmen genç kalmışlar. Bunu söylerken aklını kaçırdığımı sanırlar, oysa ben ölülerimizin derisine dizeler döktüm onların ses tonuyla…
Ne oldu? Vazgeçilmez bir umarsızlık aldı başını, yuvarlanıp duruyor!..
Aynı umursamazlık şimdi yine karşımda ve beni sarmış, unutuşa sürüklemeye çalışıyor!.. Hep söylenirim, hatıra kalanlarla geçmişe yürüyerek. Geleceğin paradigması acıların üssünde oluşturulur! Ve yalnız, tek başıma ıslık çalarak, mavi göğün eşlik ettiği, kötülüğün yüklü olduğu duvarların alkışları eşliğinde o tanımladığım geleceğe, özgürlüğe koşar adımları atma uğraşı içinde kaldım ve hep uçurumları geçmek üzereyken yaralarımı bıçak sırtına yükledim.
Ürkütücü olan taraftan değildim, incinenlerden oldum hep, ne hikmet değil mi? Eğri büğrü develerin yürüdüğü toz çölü gibi oldu her yer... Her şeyin birbiriyle çatıştığı karmaşık zaman... Nuh’un gemisine doldurulup götürülen yığınla Kara Afrikalı çocuğun köle edilmesi, kötülerin “lütfettiği” adına yapılıyordu. Bundandır üşümem; zemheri uykusunda üstüme yıkılan şehirlerin altında kalmış oldum.
Kıyıya vurmuş bir balık gibi olacağımı bir an düşündüm ve kendimi dinledim. Mamutlar çağında yaşamak gibi bir şey; aman tanrım, bu ne felaket!.. Gönül kırıcıdır, hâl vurucudur yaşananlar…
Gölgesinde ürperen bir tutsak olmaktansa; işkencede ser verir, sıska bir kibrit çöpü ile canımı ateşe katarım, bu daha ahenkli bir duruştur. Bilin diye söylüyorum; notalara parmak sallayan şiirler yazdım, yuva yapan ve sonra da kuluçkaya yatan serçe kuşlara okudum. Karanlıktan gölgeler sorumlu değil, üstümüze çullanan vahşinin işidir. Öyle duruyorum ki, öyle yaşıyorum ki, her bakışımın seyrine takılan dünya, esrik bir baş!.. Ve o aksamadan dönen halkasında tutuyorum, “Seni seviyorum ey dünya!” deyişimi incitmeden, yormadan; tenimle sarıyorum yar gibi... Dünyayı değiştirmeye yeminli elleri tutarken nasırlı olduğunu anlıyorum; bu an emeğin ayasında öpüşüm tükenmesin istiyorum. Aklım, fikrim bu zor çağlarda dolaşıma çıkar, buluşur mavi tulum giyen emeğin icatçısı kadın ve erkek işçiler ile... Geleceğin güneşli günlerinin kokusunu alıyorum. Bu anlarda hayatım başka bir dünyaya uçmuş gibi oluyorum. Çağ değişti, değişecek!..
Bu çağ, delirmenin çoğaldığı çağdır. Kendimi bir çocuk gibi düşürüp ağlamak istiyorum, yeniden kalkmak için. Bazen saçımın telini çekerek acıları diri tutmak için. Şamatalı dünyadan çıkışa bir basamak olur diye kendimi sıkıştırıyorum izbe yerlere. Buna kendini arındırmaktır derim… Haklı kalmanın tam kendisi!..
Ama ben nereden bileyim, aklıma sığdıramam Orta Çağ'da kalma cadılaşma flamalarıyla sokakta cana yorgunluk verdiklerini!? Dünya sürekli dönerken kendi ekseninde, düzleşiyor endişesini taşımak boşunaymış. Her çarpışma acılara baktırıyor oysa! Bireyciliğin en yaygın tutku hâline geldiği bu dünyada vara yoğa alışmak sıradanlaştı. Kötülükte herkes birbirine benzemek için yarışa girmiş adeta. Her şeye susarak korunmak düşüncesi de giderek artıyor. Bunca yaşanmış kötülük, bunca fikri bozukluk içinde merhametin resmini yapmak zorlaşıyor. Evet, zor ama aşılmaz değil; günü geldiğinde tıkanan damar açılacak, kuruyan kan akara geçecek ve sonsuz evrenin boydan resmi çizilecek, dünya esrik başıyla şen olacak!..
Not: Riçik köyümüze yolculuk başladı. Uzun yolun hikâyesini, köyde gördüklerimi ve yaşadıklarımı anlatacağım. Dönüşte. Görüşmek üzere...
Editör Notu: Bu platformdaki yazılarda dile getirilen görüşler ve değerlendirmeler yazara aittir ve Avrupa Dersim Riçikliler Derneği’nin kurumsal görüşünü temsil etmez.