Yağmurlu havayı seversin, bilirim gülüm. Ben de öyle... Tam zamanı şimdi güz yağmurlarının. Her mevsimde yağmur güzeldir aslında fakat tabiatın en çok ihtiyaç duyduğu zamanda yağan yağmur daha da güzeldir. Saçlarından aşağı döküleni ise en güzelidir yağmurların, o başka. Güneşli havalardan bıktığım hiç görülmemiştir ama yağışlı havaları daha çok seviyormuşum meğer, yeni anladım.

Güz yağmurları başladı Dersim'de ve her yerde. İlk yağan yağmurda toprak ve pelax (kuru ot) kokusunu çektik içimize doya doya. Çatlamış toprağa can geldi hemen. Zirçî (taze ot) belirmeye başladı kuru otların arasında çabucak. Henüz sararmamış yapraklar fakat hazanın tam da ortasındayız. Bir adım sonrasında sarının dört bir yana hâkim olacağı her hâlinden belli. Ondan sonrası soğuklar ve kış zaten.

Her mevsimin kendine has güzellikleri vardır, hiç kuşku yok ki. Bahar ve hazanı diğer iki mevsimden daha çok sevdiğimi tecrübe edinerek öğrendim. Hatta bahara ayıp olmayacaksa eğer, galiba hazanı daha çok sevmeye başladım son yıllarda. Üstat Cemal Süreya boşa dememiş; “Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim” diye. Son dört senedir sonbaharı Dersim’de geçirdiğim için Üstat’ın ne demek istediğini çok iyi anladım ve sonbahara meylettim ben de bu vesileyle. Doğanın şahane sanatına tanıklık etmek büyük bir keyif veriyor insana doğrusu. Doğadaki renk cümbüşünü mü dersiniz, envai türlü meyvenin olgunlaşmasını mı dersiniz, kavurucu sıcakların yerini serinliğe bırakmasını mı dersiniz, tüm güzelliklerin hepsinin sonbaharın içinde olduğunu yaşayarak öğrendim.

Rîçik ve çevresinde çocukluğumuzdan beri büyüklerimizin dediklerinden yola çıkarak doğadaki değişimleri tahmin etmek çok da zor değil bizim kuşak için. Hiç teknoloji ve iletişim araçlarını kullanmasan da az çok tahmin yürütebiliyorsun hava durumu ve mevsim koşulları ile ilgili tüm değişiklikler hakkında. Örneğin; Koru Tepesi tarafından gelen kara bulutların illa ki yağış bırakacağı, hatta karanın tonuna göre önlem alınması gerektiği, Golan tarafından gelen bulutların yağış bırakmadan çabuk dağılacağı, Silbus'un tepesi beyazladı mı havaların soğuyacağı, yaban arısı ve palamut çok oldu mu kışın çok çetin geçeceği ve saire… Şilanlar (kuşburnu) kızarmaya başladı mı, palamutlar yeşilden sarıya renk değişti mi, alıçlar olgunlaştı mı sonbaharda yapılacak işler de bellidir bu işaretlere bakılarak.

Tabiatın dengesine mi desem, dengesizliğine mi desem tanığı oldum bir de. Örneğin; Şavan Tepesi'nde bademler tutmuş fakat birkaç yüz metre aşağıda Dalê'de tek badem bile yoktu bu sene. Budan'da üzüm yokken, Dalê'de üzüm vardı. Dalê'nin bir çeşmesi kuru iken diğer çeşmesi gürül gürül akıyor. Sincaplar Dalê'ye dadanıp tek ceviz bırakmaz iken diğer taraflarda biraz daha cömert davranmışlar. Yaban arısı kimi bağlarda üzüm bırakmazken kimi bağlara daha az zarar verdiler. Yaban domuzu ve ayılar için aynı şeyi söyleyemem, onlar her tarafa acayip zararlar vermeye devam ediyorlar durmadan.

Yine yağmura dönelim biz en iyisi, gülüm; çatıdaki saca değdikçe yağmur damlaları büyülüyor adeta insanı. Çocukluğumuzda evler çatılı değildi. Toprak damların üzerine yağardı gökten yağan ne varsa. Yağmurun sesi o zamanlar daha bir hoş ederdi insanı. Saçakların belli yerlerinde çirtik (ahşap oluklar) vardı bir de. Kim o çirtiğin aktığı tarafa yakın yatıyorsa kendini şanslı sayardı. Yağmur kesilinceye kadar o akustik ses ile huşu içinde uyurdu sabaha dek. Tek kötü yanı toprak damlardan sızan damlalardı o zamanlar. Hele damla, uyurken kafana denk geldi ise çok kötü.

Kuruyan derelere ve pınarlara ilk sonbahar yağmurları ile su girmeye başlar. Kuraklığın durumuna göre günlerce yağmur yağsa da hiç fayda etmeyeceği hissi oluşur insanda bazen. Yağmur miktarı arttıkça etkisi zamanla anlaşılır ancak. Toprağın tava gelmesini de unutmamak lazım elbet. Toprak cana mı desem, tava mı desem geldi mi kimse duramazdı yerinde eskiden. Nadasa bırakılan tarlalar ekilirdi hiç gecikmeden. Tohumlar toprakla buluşurdu ne güzel. Bir iki hafta içinde ekilen tarlalara yeşil halılar serilmiş gibi olurdu.

Yağmurun güzellikleri saymakla bitmez. Güz yağmurlarının güzellikleri ise apayrı bir dünya… O kuru ve sararmış doğaya yeniden bir can getiriyor. Sonra o can getirdiği her şeyi kara emanet edip bahara kadar taşımasını sağlıyor. Bahar da çıldırtıyor sonbaharda emanet aldığı her şeyi. Yazın sıcağında serpiliyor olan biten ne varsa. Böyle doğal bir döngü içinde dönüşüme uğruyor doğada gördüğümüz tüm şeyler.

Açık havaları severim ama yağmurlu havaları daha çok severim. Bir gün yağmur yağsa, bir gün güneş açsa keşke, hep demişimdir çocukluğumdan bu yana. En büyük dileğim bu olmuştur belki de. Tabiatla bütünleşmek, tabiatı hissederek yaşamak ve tabiatla kardeş olmak kadar güzel bir şey yoktur ve olmayacaktır da hiçbir zaman, gülüm. Ben yağmurcuyum, güneşe sevdalı olduğum kadar. Seviyorum tabiatı, saçlarından süzülüp düşen yağmur damlaları kadar…

Ekim 2026 - Rîçik