Nerede kalmıştık, çok dağıldım, hadi ortalığı süpürelim, çocukluğumuzun ilk günlerindeki mutluluğuyla başlayalım. Ben günlerimin sabahına “seviyorum”u, akşamına da “hoş buluştuk” yazdım. Yarın olsun yine elimi tut olur mu? Sabrım yaralarla doludur, yanıtı da yüreğimde düğümlü!.. Hadi yine nefes ol bana olur mu?
Taş niye ağlar, toprak niye çatlar? İçimdeki sırrı haykırabilsem!? Ölüm işte yokluyor. Yine bu sıcak aylardan biriydi, enfarkt olmuştum!.. Geceler ay’sız kalınca, bulutlar yağmura hazırlanıyor demektir. Can mı dayanır, kaç zaman içinde çetelesini tutamadım yuva görmeyeli, yemek yaparken, meraka sarılmışken kolum dalındı budandı, düğüm yerinde kırık!
Acemi ölüm sinemde oturmuş öylece, yeni huylar dayatıyor; “ille de kabul” diyor. Neredeyse küfür edecektim ki (hiçbir zaman etmem) ömrüne kurban olduğum iyilik; elimden tuttun ve ağzımdan öpüşünle susturdun. Çok da iyi ettin ve ben ne mutlu oldum, biliyor musun?..
İnsanın canı vücudunun ağrıyan organındadır denir. Dünyaya emekleyerek geldim. Bir yanıtı vardır elbet. Doğanın rahmi çok bereketli, anneler doğurmuş insan soyu tükenmesin babında. Yaşadıklarımız da belli zaten, hayat ağır ve zor giyilidir. Her şeyimi kaybetmiştim, sonra sen geldin birlikte aramıştık. Anamız ağladı, biz ağladık ahlarla... Kendi huyuma köpürdüm, iyi niyetli bakış sana mı kaldı be adam? dedim... Dedim de olan oldu, kızmayın bana ne olur, öfke doluyum ve ben boydan boya yalansızım. Şimdiden sonrasına tekrar ediyorum; adın bende kalsın, bana da “İyilik” densin, tek isteğim bu olsun!..
Bilirsin kanım sıcaktır, cana yakınımdır. Böyleyim böyle olmasına da hep yokluğun ve bir de kötülerin sokağında vurulmuşum. Yani ben seninle hoşgörülüyken kuş cıvıltılarının eşliğinde senin akınına uğramışım diye benim göbek adımı senin adınla çağrılır olmuş! Bundan dolayı şanslı bir mertebede sayılırmışım. Nasıl bir şey ise gök gözlerime oturmuş sanki! Sanki yıldızlar üstüme yağmış... Bunlar beni andıran —senin adınla söyleyeyim— iyiliklerdir…
Deniz gibi balıkları bol, dalgaları esrik olunca kıyılar ne yapsın, iş başa düştü. Zulüm usuma oturunca, yanımda taşıdığım çakmak taşına dokundum... bir kıvılcım, vay anam vay… bir yangın ki değme keyfime bütün eklem yerlerimin düğümlerini çözdüm, alevlerin titreşimini azad ettim ve biliyor musun ben o günden beri yangın yeriyim... Ağzım, damağım kurur, susarım ve yine biliyor musun; öfkeyi ateşten kazandım senin adınla erittim. Sırtımda sen gibi çiçekleri örseledim. Dövüle dövüle buz gibi soğuk, iliklerime kadar indi, işte bu beni kahretti. Çünkü susamışlığım senin acılar çekmendendir. Huzurunda hep canım yandı iyilik arkadaş!
Bak bir şey diyeyim mi? Ben hep gerçekleri yazdım. Emekli aç, yoksulluk derin ve yaygın, kadınlar, çocuklar öldürülüyor, acayip bir yozlaşma var, gençlik kör kuyuda çıkışını bile arayamaz kadar tesellisi düşmüş çok şeyden ve hayata bakış açısı yok, geleceğiyle ilgili fikri yok!.. Ne garip değil mi? Yaşadığımız bu dünya cerahat toplamış, yaralarıma zehir akıtır oldu. Başka bir yer bulsaydım eğer, mesela şarap köpüğünde toplanan yıldızların içinde... vallahi yuvalanırdım. Deniz de toplanan gökyüzünün mavisini neşe ile selamlardım.
Acemiyim ben, kötülükten medet ummam. Bunca yıl edindiğim tecrübelerle gersem zamanı, geçmişe gözdağı, yarınlara gönlümü versem ben anlaşılır mıyım? Seninle anılarımız çok fazla, şimdi Nilüfer çiçeği büyümüş kıyılarda sevgiyle yaprak sallar durur, eee yakışır, bize de birlikte yaşamak düşer sevgili iyiliğim!
Hangi koşullar altında olursak olalım, yaşadıklarımızın kendisine ait zorlukları ve ağırlığı var. Benim de adım faili meçhullerin arasına yazdırılacakmış neredeyse! Bunlar içi boş bir yaşanmışlık değil. Bunlar yaşamın ağıtlarla yükselen cesaret çığlıklarının ve gözyaşlarıyla birleşen acıların bütünüdür. Akıp geçen zamanı dolduran her olay, aynı zamanda geride kalanın, hayatı yaşanılır kılan ve hayata tutunmanın bire bir unsurudur...
Kendi dilimizde sevmelerimiz bile yasaklanmıştı biliyorsun değil mi? Bunda senin de suçun var iyilik arkadaş!
Demiştim sana sevginin dozu olmaz, o sınırsız bir duygudur, çünkü yoğunlaştırılmış emek var ve birilerinin keyfine yasaklarla faili meçhule uğratılamaz! En dar sokakta bile tarihsel rolünü oynar, oynamıştır.
Ne yapalım benim de eksik kalmalarım olmuştur, anlatılması ve yazılması gereken çok şeyler var. Koşullar lehimize değildi lakin biraz da korkunun ve yasakların saldırı psikolojisi altında inlemeyi saklamak için geride durmayı tercih ettim. Kabulümdür, yanlış bana ait, ama senin de payın büyük iyilik kardeşim.
Büyük aşkların ne badireler atlattığını biliriz. Ne yapalım sınır tanımayan sevmenin kavgası büyük olur.
Derisi yüzülmüş bir yaradır bendeki acı. Yaşımla eşittir, “Hadi öfkeni al gel pay edelim aramızda” diyen Cumartesi Anneleri’nin çığlığı!.. “Hadi durma sen de bir seslenişle katıl bize” diye seslenen Barış Anneleri’nin çağrılarını tutulu kaldığımdan bugüne taşırım kendimle. Ne iyileştirebildim, ne de dermanı bulan çıktı. Şimdi kabuk tutmuş, nasırlaşmış, çözümü olacak zamanı bekliyoruz!..
Diyorum ki sana; içimizde, fikri mekanımızda büyüttüğümüz sevdaya kendini hapsedenlerdeniz biz… Rüyalarında birbirini arayan ikizleriz biz!..
Diyorum ki sana; seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun, gözlerime iyi bak, yüreğimdeki yarama zehir katasım senin içindir. Kendini bilmeze, haine, fesata, kişiliksizlere, bencil olanlara yani insan olmayanlara düşürme... Kadın bedeni üzerinde ırkçılık yapanı kutsama, artık yeter, rüsva etme beni ne olur! Seni seviyorum İyilik!