Dedim, şimdi tam zamanı; geçmişi karşıma oturttum, gün gün, sayfa sayfa açtım. Düşünüp düşünüp olanları ve anlatılanları karşılaştırdım, birleştirdim, ayrıştırdım, karşılaştırdım ve yeniden birleştirdim. Çıkan sonuçla yükü gerçeğe bıraktım! Bunca yaşanmışlığın içinde suallerin tek cevabı var, o da hayattır! Çünkü ben var olmanın ve var etmenin sırrını hayattan öğrendim.

Adım gibi biliyorum; hayat geçmişin de, hüznün de, efkârın da adını çiçekli diken koymuş. Yani anlayacağınız, balya balya gam-keder!.. Battıkça attığım çığlıklar dönen dünyaya çarptı durdu ve çocukluğumdan bugüne bütün yaşıma iz bırakarak sardı sarmaladı. Değmeyin, dönsün ihtiyar dünya!.. Biz de acılara çiçek gibi diyelim, olur mu? Bu söylemden uğur toplamaya koyulalım. Sonra kendimizi, emeğimizle yeniden yaratırız. Temiz duygularla ilgi göstererek, dışımızdaki iyi olanı kucaklayarak, bazen mükemmel olanlara çoğul, bazen hitap ederken akılda süzdürüp dile aktardıklarımızla yarattığımız muhteşem tat ve bazen bir şarkı ile yahut bir şiirin armonisiyle mest olmak!.. Bu fikri beyanım, arz ederim!..

Bakın, size yemin ediyorum; rüyamda sabahın ilk anında güneş doğmuştu, her yer aydınlık ve ben kavrulmuş ateş topu toprak topluyordum... Artık biliyoruz, doğuşumuz ak ve eşlik eden kara!.. Küçükten büyüklüğe uzanan hasret ve eşlik eden ayrılık ve sonu bitmeyen tutsaklık!.. Bu büyüleyici doğa; acemi rüzgâr ve deli kuşlar... Şimdiye dek söylediklerimi doğrulayan ve herkesi doyuran emek ve aynı çemberde dönen insanın yarattığı Tanrı'nın kendisi olduğunun ispatıdır hayat!..

Utanmışlığım, çekimserliğimden gelir. Çocukluğumdan kalma masum ve içten öpüşler hayalimin aşk için olduğunu itiraf ediyorum. Yani dillendiremediğim istekler vardı ya!? Çok susadım... Hayatın diğer adı özgürlük olsun diye insanların haklı çırpınışlarını seviyorum!..

Biliyoruz ki karalarla boğulan günlerimizde kimse bizi sevmedi. Kelepçe korkusundan, biliyorsunuz, değil mi? Aklarla süslenmiş günlerimizde ne çok sevenimiz vardı... Şimdi ne olacak? Ah... o sahte bakışlar, bayağı davranışlar, yavan seslenişler... İçimi boşaltsam, gülmek ne güzel, deste deste, avuç avuç... Ne korkunç, hepsi savaş oyunu içinde, bataklık hâlleri işte!..

Ben dobra konuşurum; baharın bereketiyle kırbaç izlerinde tohumlar ektim. Doğanın rahminde doğan canlar nasıl da renklenmişti. Çiçeklerin kokusuyla kan dolan ciğerlerimi dürterek, yumrukça kalp atışlarımla damarlarımın yolu açılıyordu. Ve ben sevdikçe yaşlanmış geçmişime çocukluğum düşüyordu!..

Uyusam, bir daha uyanmasam, hafızayı atsam, memleket ve hayat afallar, biliyorum. Belki bütün kalabalıklar şaşkınlaşır. Haliyle ben de sizin haşin bakışlı gözlerinizde oluşan sabahlar eşliğinde erken uyanırım. Bu da bende kalan sizin hatıranız, yüreğimde tutan o yarattığınız kutsal el olup tutuşur ve kesintisiz yol alırım!..

Bir şey isteyeceğim sizden; uyurken bana seslenin, sabah olunca göz kırpın, el sallayın, yaralı ve ağır çalışan kalbimi körükleyin... Sizin dokunmanız şifa. Bütün gölgeli yerler ıslak kalır ya, ısıtın beni, alevlerin akarında yıkayın, durulayın; bu can huzura ersin. Olur ya, belki çocukluğum kalmış bende, dokunun, söz vurun, dışa çıksın… Kitap, dergi, gazete, makaleler, şiir, edebiyat; güzel olanları okuyun, çok okuyun, ne olur. Beni de yazdıklarımla okuyun, olur değil mi? İşte ben, insanları seviyorum; tekrarım olsun…

Topladım bir bir eski ve yeni zaman acılarımı. Gecenin karanlığında, güneşin ufukta çıkışında ve Riçik köyümüzün dikenli tarlasında doğdum ve bir kerpiç evde büyüdüm. Zamanın akarında sizi, bizi, hayatı buldum…

İnsan kalabilmek zor iştir. Hadi, yeniden yaratan olduğunuzu hatırlatın!.. Sizin elleriniz ermişlerin soyunda, ana tanrıça kadının gücü var, erkeğin bedeninde toplanmış kuvvet var ve inanın, her birinizde memleket havası var, toprağın sabrı var. Siz dokunun, el vurun, ses verin, çocukluğuma masallar anlatın, uyutun; fark etmez, karmaşık, dolaşımlı olsun… Hadi kardeşlerim, dostlarım, arkadaşlarım, Riçik'li köylülerim, güzel insanlar, oyalayın beni gözlerinizle, uzun yolculukları anlatan tutsak yıllarımı sıralayın, sözünüz zihnime konsun ve ben toplar yazarım. Hadi, dokunun; yüz sürün, büyümüş olayım. O zaman gün-gece dirilirim, sapanla boncuklu taş savururum ustaca, yeniden çelik-çomak oynarız, saklambaç içinde kum gibi dalgalara karışırım, yıldız gibi çokça. Hayata seslenişimiz kalıcı özgürlük olsun, emi!..