Şimdiye dek Dersim-İstanbul arasını en az yüz kez gidip gelmişliğim var belki de. Her İstanbul’dan ayrıldığımda heyecan, her Dersim’den ayrıldığımda ise hüzün yaşadığımı kolaylıkla söyleyebilirim. Son yolculuğumda yönüm yine Dersim’e dönüktü ve yine o tanıdık heyecan gelip oturdu içime. Dersim’e doğru olan yolculuklarımın tamamında, köyümün topraklarını daha görür görmez tuhaf olduğum bir gerçek. Bir keresinde arabanın içinde, o kadar insanın arasında ağladığımı hatırlıyorum. Gerek Çeleqas tarafından girişte olsun, gerekse Moxindî tarafından girişte olsun, Rîçik topraklarını ilk gördüğüm anda kalbimin atışları iki katına çıkıyor kendiliğinden. Bu hiç değişmedi bugüne dek.
Bu kez beni Rîçik’e getiren sebeplerin başında, nöbetçi evlat olarak annemin yalnızlığına eşlik etme zorunluluğuydu. İkinci sebep ise iki günlük “Rîçik Kültür ve Dayanışma Festivali”ne katılma hevesimdi. Sonbaharı köyde geçirme, doğa ile iç içe olma vesaire istekleri sonraki sebepler arasında gösterebilirim. Avrupa Dersim Rîçikliler Derneği e.V., Geçitveren (Rîçik) ve Çevre Köyleri Kültür ve Dayanışma Derneği ve Geçitveren (Rîçik) Köy Muhtarlığı öncülüğünde düzenlenen festivale katılmamak olmazdı. Aylar öncesinden başlayan hazırlıklar ve yoğun bir emek vardı işin içinde, uzak kalamazdım.
Yazın başlarında köyden ayrıldığımda yemyeşildi dört bir taraf, çeşmeler dolu akıyordu. Sararmış ve kupkuru hâli içimi acıttı bu kez. Annemle ve komşularla hasret giderme faslı biter bitmez, köy konağından gelen davul-zurna sesi herkesi kendine çeken bir davet oldu. Daha yol yorgunluğunu üstümden atmadan kendimi köy konağında buldum bir anda. Hem hava hem de ortam çok sıcaktı. Önceden yapılan hazırlıklar çok iyiydi. Çevre temizliği, gölgelikler, oturma düzeni, hangi hanenin ne yemek yapacağının önceden planlanmış olması kusursuzdu doğrusu. İki günlük (22-23 Ağustos) program akışı da iyi planlanmıştı.
Gördüklerimin içerisinde iki şey beni çok mutlu etti; birincisi festival öncesi yapılan çevre temizliği, ikincisi kadınların festivaldeki büyük rolleri oldu. Kadınların hazırladıkları yöremize has yemekler enfesti tek kelimeyle. Yaşanan curcunaya rağmen tüm kadınlar getirdikleri yemeklerin başında beklediler ve tabaklara doldurup servis ettiler sabırla. Emekleri ve maharetleri ile damga vurdular kadınlar festivale dersek hiç de abartmış sayılmayız. En az otuz aile, tadı damakta kalan unutulmaz bir ziyafet sundular gelen konuklara. Festivalin sunumunu üstlenen iki kadın arkadaşımızın başarısı ayrıca takdire şayandı. Küçük bir yerleşim yeri olan Rîçik’te kadınların bu denli etkin rol oynamaları son derece gururlandırdı beni.
Şüphesiz ki festival öncesi hazırlıklar sırasında ve festivalin olduğu iki gün boyunca sarf edilen emekler çok kıymetliydi. Emek sarf edenlerin isimlerini tek tek sayıp teşekkür etmek isterdim fakat birini ya da birkaçını ıskalarım diye çekiniyorum işin doğrusu. Yine de emek veren, katkı sunan herkesin nezdinde festival organizasyonunda büyük emekleri ve katkıları olan Efendi Gülçin, Turabi Çapar ve İstanbul’daki Derneğimizin yönetim kuruluna; Ali Bakış, Sevinç Çetin ve Avrupa’daki Derneğimizin yönetim kuruluna; muhtarımız Bayram Güzel ve köy ihtiyar heyetine binlerce teşekkür ederim. Rîçik için hiçbir zaman fedakârlıktan kaçınmayan, bu kez de yaklaşık 75 adet kitap desteğiyle katkı sunan sevgili kuzenim Zeynel Selami’ye; sırf festivalin sunumu için İstanbul’dan kalkıp gelen Karakoçan Dernekler Federasyonu eş başkanı, canım kardeşim Bilgi Güzel’e; Çağla Deniz Arslan’a ve ses sistemini kuran kıymetli eşi Ferhat Yalçınkaya’ya ne kadar teşekkür etsek azdır. İsimlerini anamadıklarım affetsinler, hepsi başımızın tacı…
Festivalle ilgili olması gereken ya da olmaması gereken birçok şey sayarım ama sonunda, her şeye rağmen bir köy yerinde olabilecek en iyi organizasyondu diye bitiririm yazıyı. Kusursuz olmasını kimse beklemiyordu zaten, eksikliklerin olması son derece normaldi. Olumlu bakmak ve yapıcı yaklaşmak lazım olaya… Bunun yanı sıra eleştiri ve düzeltilmesi gereken konuları da yazmayı ihmal etmeyeceğiz elbet. Başta hemen söylemeliyim ki yemek ikramının olmaması, olmasından daha iyi olacaktı zannımca. Yaşanan o kadar güzelliğe gölge düşüren tek şey bu oldu sanırım. Kadınların o güzelim emeğine ayıp oldu en azından. Ne güzel pişirip getirmişlerdi ve masaların üzerine koyup servis ediyorlardı. Yaşanan curcuna, o zarafete hiç yakışmadı işin doğrusu. Kendi kendime şunu dedim: Nerede olursa olsun, sıraya girme alışkanlığı olmayan bir topluma göre değil bu tip ikramlar. Rîçik’te bir daha benzer bir etkinlik olursa tavsiye edeceğim ilk şey, toplu yemek olayına hiç girmeyelim olacaktır.
İyi yanıyla da olsa, üzerinde durulması gereken yanıyla da olsa şunu hemen belirtmeliyim ki festival, beklendiği gibi başladı ve bitti kısacası. İlk günün akşamında tahminimce bine yakın insan vardı. İkinci günün akşamında ise ilk günkü kitlenin biraz daha üstünde bir katılım vardı. İlk gün gündüz başlayan davul-zurna fasılaları, insanları kendiliğinden çekmeye başladı köy konağına doğru. Saat 16.30’da Bilgi Güzel ve Çağla Deniz Arslan’ın sunumuyla açılış yapıldı. Bilgi Güzel, “Bizi Bekliyor Rîçik” adlı şiirimi okuyarak açılışı yaptı. Sonra sırayla İstanbul Derneğimizin başkanı Efendi Gülçin, Avrupa Derneğimizin başkanı Ali Bakış ve köy muhtarımız Bayram Güzel söz alarak konuşmalarını yaptılar. Daha sonra Ekoloji Komisyonunu temsilen Metin Çapar, Tarım Komisyonu ve Rîçik Kadın Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni temsilen kooperatif başkanı Hasan Narin, Tarih ve Kültür Komisyonunu temsilen Bilgi Güzel söz alarak kendi alanlarındaki faaliyetleri ve hedeflerini anlattılar. Bilgi Güzel’in moderatörlüğünde başlayan “Dersim Aşiretleri ve İzol Aşireti” konulu panelde Doç. Dr. Yalçın Çakmak ve araştırmacı-yazar Suphi İzol söz alarak dinleyicilere doyurucu bir sunum gerçekleştirdiler. Panel bitiminde, karşılıklı soru-cevap kısmında sorular soruldu ve panelistler tarafından cevaplandırıldı.
Ne yalan söyleyeyim, festival boyunca beni en çok etkileyen ve şaşırtan, Rîçik tarihinde ilk kez açılan kitap standı ve kitaba duyulan ilgi oldu. Benim de iki kitabım stantta görücüye çıktığı için hâliyle ilgi odağımı o noktaya çekmeye ziyadesiyle yetti. İki günde toplamda 80 küsur adet kitap satıldı stantta. Suphi İzol’un “İzol Aşireti” adlı kitabı en ilgi gören kitap oldu. Benim “Nurendam/Toprağın Kızı” ve “Rîçik’e Dair” adlı kitaplarım, Abdullah Kalay’ın “Av u Dil” adlı şiir kitabı ile İrfan Karabulut’un “Anasis” adlı romanı ve “Naftalin Kokulu” adlı şiir kitabı ve Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın “Aleviliğin Son Yüzyılı” adlı kitapları beklentilerin üzerinde ilgi gördü. Yaklaşık 75 adet kitabın maliyetini tek başına karşılayan Avrupa Dersim Rîçikliler Derneği eski başkanı sevgili kuzenim Zeynel Selami’ye ve iki gün boyunca stanttan hiç ayrılmayan Süleyman Koloş’a ne kadar teşekkür etsem azdır. İki kitabımın satışından elde edilen geliri naçizane İstanbul Derneğimizin yararına bıraktığımı belirtmek isterim bir de.
Daha iyi olabilirdi diyebileceğim şeyleri şöyle sıralayabilirim festivalle ilgili: Ses sistemi arzu edilen kaliteden uzaktı bir kere. Işıklandırma yetersizdi. Sandalye sayısı, katılımın yüksek olmasından dolayı yetersiz kaldı. Govend türküleri söylenirken senkronize olunamadı bir türlü. Yaşanan karmaşadan herkesin rahatsızlık duyduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. Kaldı ki kadınlı-erkekli gruplar hâlinde önceden belirlenseydi kimlerin govendde yer alacağı ve küçük bir-iki prova yapılıp öyle icra edilseydi çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Neyse ki Güven (Gürkan) Çapar, muhteşem sesi ile yetişti imdada sonradan ve durumu biraz olsun düzeltti en azından. Ağabeyi Turabi Çapar ile beraber yaptıkları düet tek kelime ile muhteşemdi doğrusu.
Festivale katılan konuklara değinecek olursak; Tunceli (Dersim) Valisi Şefik Aygöl, Mazgirt Kaymakamı Emrah Akduman, Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava, Akpazar (Pêrî) Belde Belediye Başkanı Ali Aydın, Karakoçan (Dep) Belediye Başkanı Cafer Oğur, Dersimli iş adamı, Dersim Beton’un sahibi Erdal Güntaş, Avrupa Karakoçanlılar Derneği (AVKARDEP) başkanı Cemal Okçuoğlu, gazeteci-yazar Müjgân Halis, akademisyen Çiğdem Boz dikkat çeken katılımcılar oldular. Vali Şefik Aygöl’ün köyümüzü anarken sürekli “Rîçik” diye telaffuz etmesi dikkat çekiciydi. Protokol masasına oturmak yerine gelip halkın arasına oturma isteği de oldukça takdir topladı. Karakoçan Belediye Başkanı Cafer Oğur’un aslen Nazımiye’nin Hakis Köyü kökenli olduğunu ve kendisine “Reşo” olarak hitap edildiğini söylemesi oldukça sempati toplamasına yetti. İş adamı Erdal Güntaş, festivale renk katan isimlerden biri oldu. Gülistan Doku’nun Erganili İzollu bir ailenin kızı olduğunu ilk onun ağzından duydum. Bilgi Güzel, Vali Şefik Aygöl ayrılırken söylediği söz çok manidardı: “Vali var ki Gülistan Doku’nun kaybedilmesine sebep olur, vali var ki halkın gönlünde taht kurar.” demesi uzun süre alkış aldı.
Resmî konukların ayrılmasından sonra festival tüm hızıyla devam etti gecenin ilerleyen saatlerine dek. Yerel sanatçı Erhan Gedik’in sahne alma sırası geldiğinde sazında çıkan sorun yüzünden klavye eşliğinde türkülerini söylemek zorunda kalması pek de sorun yaratmadı. Sahne alma sırası bir sonraki gün olduğu hâlde Hüseyin Türküdenizi’nin spontane sahneye çıkması da geceye oldukça renk kattı. Dersim’in bilinen zurnacısı Zeynel ve davulcu Bülent’in performansları da oldukça beğeni topladı. İki gün boyunca ne zaman dense hemen sanatlarını ustaca icra etmeleri oldukça başarılıydı. Gece yarısını geçtiği hâlde jandarmaların köyü terk etmemiş olmaları dikkat çeken bir diğer konuydu. Gitmeleri için davul-zurna sesinin kesilmesi gerektiğini gittiklerinde anladık.
Festivalin ikinci günü tamamıyla eğlence ağırlıklıydı. Eğlenmek isteyen kurtlarını bir güzel döktü bu ikinci günde. Yalnız, ilk günün ardından yapılan o kadar çevre temizliğine rağmen çöplerin yine rastgele atılmış olmasına çok üzüldüm. Köy konağının çevresi içecek şişeleri vesaire ile dolmuştu. Temizliğin yapılması hayli zaman ve emek gerektirdi. İlerleyen saatlerde yine davul-zurnanın davetkâr çağrısı, program saatinden önce insanları köy konağına toplamaya yetti. Havanın sıcak oluşundan dolayı akşam serini beklendi hareketin zirve yapması için.
Turabi Çapar ve Umut Yeşiltepe’nin harika sesleri eşliğinde gecenin çok iyi geçeceği belli oldu daha ilk saatlerde. Tek duygusal an ise Turabi Çapar’ın annesi için söylediği türkü oldu. Birçok insanın duygulanarak ağlamasına sebep oldu bu türkü söylendiği sırada. Hüseyin Türküdenizi’nin performansı uzun süre akıllarda kalacak zannımca. Saatler süren eğlencenin her dakikası dolu dolu yaşandı. Gecenin finaline doğru Dersim’in ünlü sanatçısı Enver Çelik sahne aldı. Bilindik sesi ile muhteşem bir renk kattı festivale. Halaylar halka halka oldu köy konağının önünde. Eller tutuştu, kollar birleşti, sesler karıştı birbirine… Gece bittiğinde herkes mutlu, herkes huzurlu, herkes hasret gidermiş oldu bu festival sayesinde.
Bir festival daha sona erdi böylece Rîçik topraklarında. Hafızalarda kalan çok güzel şeyler oldu. “Keşke olmasaydı.” denebilecek hiçbir şeyin olmaması işin en güzel yanıydı belki de. İki gün boyunca yüzlerce insan toplandı, hiçbir nahoşluk yaşanmadı festivalimizde. Köy ölçeğinde yapılan bir organizasyonda valinin, kaymakamın, belediye başkanlarının, akademisyenlerin, gazeteci ve yazarların, iş insanlarının gelip katılmaları az şey mi, diye bakmak lazım olaya. Organizasyonda emeği geçen herkese bir kez daha binlerce teşekkür… Çocukluğumdan beri görmediğim birçok insanla karşılaştım bu festivalde. Yıllar sonra birbirlerini gören, hasret gideren çok insan vardı benim gibi. İyi ki de oldu bu festival…
Festival bitti. Hasret giderdik, yedik, içtik, eğlendik… Sonrası için bir şeyler yapmalı esas. Bundan sonra ne olacak diye düşünmeliyiz köyümüz için.
Son yirmi beş yılın en karlı kışını geçirdik belki de, sularımız bir ay öncesine kadar boldu. Su sıkıntısı ile karşı karşıya kaldık hemen bir ay sonrasında. Su fakiri bir köy olma yolunda hızla ilerliyoruz. Su tüketimi konusunda bilinçlenmemiz şart.
Köy okulumuz harap hâlde. Bir an önce eğitim ve kültür amaçlı emektar okulumuzu hayata kazandırmamız lazım.
Her şeyin başı üretim! Üretim için Rîçik Kadın Tarımsal Kalkınma Kooperatifimiz var artık. Kooperatifimize sahip çıkmamız ve üye olmamız lazım.
Rîçik Ekoloji Komisyonu, Tarım Komisyonu, Enerji Komisyonu, Tarih ve Kültür Komisyonu var, gönüllü olarak desteklenmesi lazım. İstanbul’da ve Avrupa’da kurulu iki derneğimiz var, destek olmamız lazım.
Yapacağımız her şey köyümüz için, Rîçik için… Bu anlayışla bakmamız lazım olaya ve böyle bir vizyon koymalıyız önümüze. O’cu, bu’cu olma günü değil! Küsme, darılma günü hiç değil! Ortak sevdamız ve ortak paydamızdır Rîçik bizim.
Festival sonrasında kafamda oluşan bazı çıkarımları şöyle paylaşabilirim:
2003’te hizmete açılan Rîçik Köy Konağı, o günün koşullarında çok iyi düşünülmüş ve çok iyi hizmet veriyordu. Günümüzde ihtiyaca cevap verme konusunda yetersiz kaldığı gün gibi ortada. Festival, düğün vesaire organizasyonlarda yetersizliği bariz şekilde öne çıkıyor. Etkinliklerde kitleyi sığdıracak bir alana çok ihtiyaç var. Kitleyi sığdıracak ve eğlendirecek tek alan konağın önündeki yol. “Köyün tek derdi bu olsa keşke.” dediğinizi duyar gibiyim ama geniş katılımlı organizasyonlarda sorun çok göze batıyor ne yazık ki.
Artık Rîçik ile özdeşleşen tematik bir festivale ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Her sene değilse bile iki senede bir festival yapılacaksa belli bir formatta ve belli bir isim altında yapılması daha çok yankı bulacağına inanıyorum. “Rîçik Dut Festivali, Rîçik Kültür Festivali, Rîçik Türkü Festivali…” gibi temalarla her sene ya da iki senede bir aynı döneme denk gelecek şekilde festival organizasyonu yapılabilir diye düşünüyorum.
Ne edip etmeli, gençleri bu tip etkinliklerin içine daha çok çekmek lazım. Gençlerin enerjisine her zaman çok ihtiyaç var. Gerek teknolojiyi ve sosyal medyayı çok iyi kullanmaları, gerekse pratik zekâları ile bu tip organizasyonları bir anda farklı bir boyuta taşıyacaklarına inanıyorum.
Festival maliyetinin iki derneğimiz tarafından karşılanmasını son derece olumlu ve takdire değer gördüm. Ancak sponsorlar aracılığı ile de organize edilebilir pekâlâ bu tip organizasyonlar. Zira Rîçikli ya da İzollu birçok iş insanı var bildiğimiz. Sponsor bulma konusunda büyük zorluklar yaşanmasa gerek diye umut ediyorum. Bunun dışında birçok tespit yapılabilir elbet festivalle ilgili. Benim öncelikli tespitlerim bunlar oldu.
Başta da söylediğim gibi, her şeye rağmen bir köy yerinde yapılabilecek en iyi organizasyondu belki de. Eksiğiyle, fazlasıyla bir festivali geride bıraktık. Rîçik için kendini sorumlu ve borçlu hisseden herkes karınca kararınca katkı sunmaya çalıştı bu festivale. Kimilerinin emeği ve katkısı fazla, kiminin az oldu belki ama oldu sonuçta. Gelecek yıllarda benzer etkinlikler olacaksa eğer, daha az hata ve eksikle işin içinden çıkmak adına bu yazıyı kaleme alma gereği duydum. Umarım bir faydası olur.
Bizi bekliyor Rîçik! Daima…