Değerli okurlar, bugün sizlere son günlerde basına yansıyan bir skandalı anlatmak istiyorum.

Konuya girmeden önce, konuyla alakası olduğu için önce kendim şahit olduğum bir tecrübemi aktarmak istiyorum.

Ben hep, hac ibadetinden dönen hacıların yanlarında kocaman bir su bidonu ya da damacana taşıdıklarına şahit olmuşumdur. İlk başta buna bir anlam veremiyordum. Sonraları öğrendiğime göre hacılar, hac dönüşünde Mekke’den satılan "zemzem suyu" denen bir suyu birlikte getiriyorlar ve kendilerini ziyarete gelenlere de bu sudan bir bardak ikram ediyorlar.

Bu zemzem suyunun ortalıkta çokça hikâyesi vardır. Hatta bazıları bu suyun kaynağının ta Fas topraklarında olduğunu, oradan Mekke’ye yer altından aktığını bile iddia edenler vardır. Bir düşünelim; arada kocaman bir Akdeniz var ve o kaynak suyu ta Mekke’ye kadar gelebiliyor. Nasıl bir keramet(!!!), değil mi?

Bu yazımla bu konudaki çeşitli hikâyeleri anlatma amacında değilim. Konu, son günlerde basına da yansıyan Adanalı bir vatandaşın kendi evindeki musluk suyunu zemzem suyu diyerek satıp kısa süre içinde milyonlarca TL kazanç elde etmesiyle ilgili.

Halkın dini duygularını sömürmek için her gün yeni bir hikâye uydurarak zenginleşmeye çalışan kişi ve tarikatları herkes gibi ben de duyuyor ve okuyorum. Ancak bu konuya ilişkin haberi okuyunca, "Bu kadarı da olamaz; halkın deyimiyle şeytanın bile aklına gelmeyen bir sahtekârlık" demeden geçemeyiz. Haberini okuyunca bu konudaki eleştirimi sitemizde yayımlamak istedim.

Zemzem suyu diye kendi ev musluğundaki suyu satan skandalın kahramanı Adanalı bir vatandaş.

Olay şöyle gelişiyor:

Adanalı Mehmet Bilal C. denen uyanık bir vatandaş, kendi musluğundan aldığı suyu piyasaya "zemzem suyu" diye satmaya başlıyor. Mahkemedeki ifadesine göre 4-5 ay içinde 90 milyon TL değerinde bir kazanç elde ediyor. Bu durumu bilen biri (belki de sırf kıskandığı için) polise şikâyette bulunuyor.

Polis, bu "uyanık vatandaşın" Seyhan’daki deposunu basarak gerçeği savcılığa bildiriyor. Yapılan testlerde ise suyun yüzde 99 oranında yerli musluk suyu olduğu anlaşılıyor.

Hâkimin sorusuna karşılık uyanık vatandaşımız, "Vallahi kimse bu suyun zemzem suyu olmadığını söylemedi." cevabını veriyor.

Aslında bu vatandaşın da söylediği gibi, hac dönüşünde bidon ve damacanalarla getirilen suyun bildiğimiz sulardan ayrı olmadığı gerçeğidir. Sadece insanların dini duygularını sömürmek için uydurulmuş bir hikâyenin sonucudur.

Bir düşünelim; dünyada her yıl milyonlarca hacı adayı hacca gidiyor ve hemen hepsi dönerken "zemzem suyu" denen normal bir suyu kutsalmış gibi birlikte getiriyor. Böyle bir kaynağın olmadığı, orada sadece sembolik bir kuyudan başka bir şey olmadığı bilindiği hâlde bu skandal her yıl tekrarlanıyor.

Çoğu kişi ve kuruluş bu hac ibadetini fırsat bilerek zengin olmanın yolunu buluyor. Konuyu dağıtmamak adına onlara değinmiyorum.

Denebilir ki insanlar bu kadar kandırılmaya elverişli varlıklar hâline mi geldi?

Maalesef son yıllarda karşılaştığımız çok daha vahim durumlar da var. Mesela Cübbeli Ahmet Hoca’nın bir ara piyasaya ateşte yanmayan kefen pazarladığı yazılmıştı. Belki hâlen de satıyordur.

Bazı tarikatların uydurma hadis ve fıkıhlarına dayanarak milyarlarca para sahibi olduklarını biliyoruz. Bilimin ve teknolojinin en yüksek seviyeye çıktığı günümüzde birtakım uyanıklar, halkın dini duygularını sömürmenin aracı olarak onları Orta Çağ karanlığına çekmek için her türlü çabayı sarf edebiliyorlar.

Maalesef 21. yüzyılda hâlen yüz milyonlarca, belki de daha fazla insan bu ve benzeri hurafelere inanıyorsa, bunların gerçek dışı olduğunu da anlatmak gerekiyor diye düşünüyorum.