YAZARLAR

Gülistan

Bedriye Anne, 1999’da Diyarbakır’da bir kız çocuğu dünyaya getirdiğinde, gül bahçesi anlamına gelen “Gülistan” ismini koydu yavrusuna. Tek gülle yetinmedi; Gülistan’ı seçti isim olarak. Yüreği gül yurdu olsun istiyordu, tıpkı hayalini kurduğu o güzel yaşamın kendisi gibi.

Her şey çok iyi gittiğinde “güllük gülistanlık” deriz ya; belki de o güllük gülistanlığa duyduğu özlemden dolayı bu ismi koydu yavrusuna Bedriye Anne. Bin bir emekle büyüttü gül goncasını. Büyüsün de güller açsın içindeki gülistan şehri diye. Yirmisine geldiğinde, Dersim’e emanet etti gül yurdu kızını; ilim şehrinde okuyup kendine güzel bir gelecek hazırlasın diye.

Nereden bilsin gül goncası Gülistan’ının daha yirmi birinde dalından koparılacağını… Nereden bilsin içindeki gülistan şehrinin yangın yerine döneceğini… Nasılsa Dersim’e emanet etti Gülistan’ı. Nasılsa yiğitleri vardı bu kentin. Özünde mertlik vardı bu kentin ezilen halkının. Evliyaları ve Boz Atlı Xızır’ı vardı bu toprakların. Ortasından nehirlerin şahı Munzur akar bu kentin. Işık kutsaldır; tıpkı çar ana sır gibi, her daim buralarda. Değil cana, yaş ağaca bile kıyılmaz hani bu topraklarda. Ya nasıl kıyarlar körpecik bir kıza? Öyle kolay mı ki gül goncası genç bir kızın yitip gitmesi Dersim topraklarından!

Her karış toprağı acılarla örülü olsa da bu kadim kentin, yine de güzel bir yaşam kurma hayali hep vardı bu yerlerde. Bunca ağır bedeller boşa mı ödendi yoksa? Gün doğarken ve gün batarken, anneler yakarışlarını göğün yüzüne boşa mı bırakıyorlar? “Burası Dersim’dir, ne edip eder korur yavrumu illa ki,” dedi Bedriye Anne.

Kimin aklına gelirdi ki Bedriye Anne’nin de aklına gelsin böyle bir zalimlik! Nereden bilsin, mertliğin yaygın olduğu bir yerde, kamu gücünü elinde tutan zalimlerin daha baskın olduğunu… Çoktan yolun başını kesmişlerdi onlar. Çoktan kıymaya başlamışlardı güzelliklere; genç bir kızın canına mı kıymayacaktı sanki o canavarlar! Yavru bir kuşu kapmak için pusuya yatan zehirli yılanlar gibi, çatallı dilleri dışarıda, masumiyetin peşine düşmüşlerdi. Bedenlerinde, zihinlerinde, ruhlarında zehir; tek istekleri masumiyeti ve güzellikleri zehirleyip yok etmekti.

Dersim’de geçmişten bugüne zulüm ve zorbalık hiç eksik olmadı. Kimi zaman bir general, kimi zaman bir yüzbaşı, kimi zaman bir vali, kimi zaman da bir valinin oğlu ile vücut buldu zulüm ve zorbalık. Bu kez, vali ve çocuğunun da içinde olduğu bir çete ile geldi zulüm. 2020’de hem vali hem de kayyım olarak Dersim Belediyesi’ne atanan Tuncay Sonel ve oğlunun yemedikleri halt kalmamış; ancak bu durumdan kamuoyunun yeni yeni haberi oluyor.

Onursuz ve düşkün oğlunun kurduğu şebeke ile cinsel taciz, tecavüz, uyuşturucu ve cinayet gibi birçok suçu işledikten sonra, babasının kamu kudretinden aldığı güç sayesinde bu suçların üstünü örtmesi, adını koyamadığımız zulmün ta kendisidir. Gülistan Doku, o kurbanlardan yalnızca biridir. 5 Ocak 2020’de birdenbire kayboldu. Bedriye Anne, o gün bugündür direndi; yapmadığı eylem, gitmediği kapı kalmadı kızı için. Yürekler sağırdı nedense; ta ki Ebru Cansu adında bir başsavcı Dersim’e gelip dosyayı yeniden açıncaya dek. Vali, oğlu ve çetesi tutuklandı ve şimdi yargılanıyorlar. Umarım hak ettikleri en ağır cezayı alırlar. Alsınlar ki Bedriye Anne’nin yüreği biraz olsun soğusun hiç değilse.

Bir sözüm de Dersim’in tüm dinamiklerine, özellikle de kenti terk etmek zorunda kalan gençlerine: En güçlü tepki örgütlü olandır; geri çekildikçe, sustukça meydan zalime kalır. Hakkını teslim etmek gerekir; halk, Bedriye Anne’yi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Ancak bu dayanışma, olması gereken etki ve sürekliliğe ulaşamadı. Dersim’i ahlaki ve ekonomik yozlaşmadan korumanın yolu; gençlere umut, istihdam ve nitelikli eğitim sunmaktan geçer. Son yıllarda binlerce genç bu topraklardan ayrıldı; geride kalan boşluk ise ne yazık ki zulmün alanını genişletti. Başta Gülistan olmak üzere, yitirilen tüm gençlerin acısı yüreğimizde. Gülistan Doku’nun anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu