YAZARLAR

Gerçek bir hikâyedir

(Yaşanmış gerçek bir hikâyedir yazdıklarım. Bir arkadaşımın annesinin hikâyesi. İlk duyduğumda çok etkilendim. Bu hikâyenin romanı yazılmalı hatta filmi çekilmeli diye düşündüm. Okuyunca bana hak vereceksiniz. Şimdilik bu kadarını paylaşayım o zaman.)
Seher, ay parçası kadar güzel bir ağa kızı. Henüz onsekizinde falan. Liseyi yeni bitirmişti. Çok düşkün olduğu ailesini terk etmemek uğruna, şimdilik üniversite hayalini kurmuyordu. Annesinin ve babasının kanatlarının altında olmayı birçok şeye yeğledi. Liseden beri sevgili oldukları Ali ile kısacık buluşmaları saymazsak, onlardan hiç mi hiç ayrılmadı. Evde, tarlada, bağda, bahçede, harmanda, çarşıda, pazarda, hep onlarlaydı. Evin tek kızıydı. Babasının nazlısı, annesinin kınalı kuzusuydu o. Yel estirmiyorlardı üstünden. Başkası olsa bu kadar ilgi karşısında şımarmayı kendinde hak görecekken, o hiç mi hiç şımarmadı. Tam tersine son derece doğal ve tevazu içinde kaldı hep.
Babası Çukurova’nın hatırı sayılır bir toprak ağasıydı. Ama öyle Apti Ağa gibi tiplerden değil, çağdaş bir ağa bu. Ağalara her ne kadar sempati ile bakılmasa da kızı için yaptıklarına bakılırsa sempati duymamak elde değil. Gün oldu kızının bir sevgilisi olduğunu anladı. Sevgilisinin fakir bir Çukurova köylüsü olduğunu da tez zamanda öğrendi. Kızının kısa süreliğine evden çıkmalarına hiç ses çıkarmadı, haberi yokmuş gibi davranıp onu hiç sıkmadı ve hürriyetini hiç kısıtlamadı yine de. Bu şekilde bir yıl kadar devam etti durum. Ta ki Çukurova’nın yine hatırı sayılır bir ailesi, polis kolejinden yeni mezun olmuş oğulları için gelip kapılarını çalıncaya kadar.
Ahmet, çakı gibi bir delikanlıydı, ailesinin ısrarlarıyla polis kolejini okumuştu. Seher’i çarşıda görür görmez çarpılmıştı. Kısa bir araştırmadan sonra gelip hemen istemeyi kafaya koymuşlardı. Şaşkınlıkla karşıladılar Seher ve ailesi bu ani ve sürpriz kararı. Usulden ne yapılması ve ne söylenmesi gerekiyorsa yapıldı ve söylendi herşey. Seher, şaşkınlıktan hiçbir tepki veremedi bile. Babası; “biz bir düşünelim, birbirimizi iyice bir tanıyalım” falan laflarla savuşturmaya çalıştı olayı. Daha sonra baktı iş çok ciddiye biniyor ve kızını karşısına alıp konuşmak zorunda kaldı en sonunda. “Bak kızım ben bir ağayım, başım eğik gezemem. Bu adamlara bir cevap vermem lazım. Ali’den haberim var benim. Kızım başkasını seviyor diyemem bunlara. İstersen benden habersiz kaç git Ali’ye. Hem onlar da gelmezler bir daha bu kapıya. O çulsuzu oğlumuza tercih ettiler demesinler diye kaç git kızım sevdiğine.” Bunun üzerine Seher ağladı ve sarıldı babasına. “Ben hiç senin başını eğdirir miyim baba? Gerekirse kendimi yakarım yine başını eğdirmem” deyip kararı babasına bıraktı. Babası da usul ve erkândan dolayı Seher’i, Ahmet’e vermeye karar verdi.
Bu haber tez Ali’ye ulaştı. Yedi bitirdi kendini Çukurova’nın karayağız delikanlısı. Ne yaptıysa ulaşamadı Seher’e bir türlü ya da Seher kendini çok iyi sakladı ondan. Kendini paraladı ama olmadı. Mecnun olsa ulaştırdı Leylası’na belki ama Ali ulaşamadı Seheri’ne bir türlü. Ağa konağı tabi bir de öyle kolay mı ulaşmak? Seher’le Ahmet’in dillere destan düğünleri oldu üç gün üç gece. Düğünden kısa bir süre sonra Ahmet’in tayini Antep’e çıktı. Eşyalarını toplayıp Seher’le birlikte doğru Antep’in yolunu tuttular.
Seher her geçen gün Ali’yi unutmaya çalıştı. Ali de şimdi soğumuştur benden diye düşündü. Ama hiç de öyle değildi. Ali’nin aşkı değil soğumak tam tersine bir volkana dönüşmüştü. Ali ne edip edip yerlerini öğrenmişti ve o da gelip Antep’te kendine bir iş bulmuştu. Seher’i karşıdan görebilecek yakınlıkta bir de ev tuttu kendine. İki yıla yakın bu şekilde Seher’i hep uzaktan izledi durdu ama hiç rahatsızlık vermedi. Seher, ne olur ne olmaz diye kocasına durumdan hiç bahsetmedi. Ahmet’in tayininin bu kez Ankara’ya çıkması ile Seher’in ilk kız çocuğunu dünyaya getirmesi aynı yıla tesadüf etti.
Ali yine yerlerini öğrendi peşlerinden Ankara’ya gitti bu kez. Gidip orada da kendine bir iş buldu ve yine Seher’i uzaktan görebilecek şekilde kendine bir ev tuttu. Daha sonra Bursa ve en sonunda İstanbul… Macera hep aynı… Bu arada Seher’in ikici kızı Bursa’dayken dünyaya geldi. İstanbul’dan sonra taşınmadılar bir daha başka bir ile. Ali de aynı…
Seher’in kızları büyüdü okul okudular. İş güç sahibi oldular. Anneleri Ali’yi anlattı kızlarına en sonunda. Daha sonra Ahmet’in de haberi oldu Ali’den. Ali bir kez olsun hiç rahatsızlık vermediği için hiç kimse durumdan şikayetçi olmadı. Zamanla kanıksandı artık bu durum. Saatlerce pencerede ya da balkonda oturup Seher’i bir görse yeterdi Ali’ye. Aşk, Ali’ye böyle bir çile kesmişti, aldı kabul etti. Seher ise kızlarına adadı ömrünü. Kocasına sadakat, Ali’ye hasret ile…
Ali, koca bir ömür tüketti Seher’i uzaktan da olsa seyretme uğruna. Seher, koca bir ömür heba etti ağa babasının şanı uğruna.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu