
Bir merhabamız yok ama ortak koskoca bir dünyamız var seninle. Göğsümüzün sol yanını çepeçevre saran bazen kor, bazen alev alev yanan ortak bir sevdamız… Büyük insanlık ailesinin namuslu, temiz ve yürekli çocuklarıyız biz. Yüreğimizde, imkânsızlığı bile aşan düşlerimiz var bizim. Sanatı ve inceliği severiz, yontulmamışı değil. Hayvanı severiz, hayvanlaşanı değil! Çiçeği, böceği severiz, betonu değil. Işığı severiz, karanlığı değil. Doğa, insan, bilim, sanat ve ahlâktır pusulamız bizim.
Yüz yüze belki hiç gelmedik seninle ama birçok eylemde aynı meydanı, birçok salonda aynı filmi izlemişizdir bilmem kaç kez? Aynı duygularla söylediğimiz kaç tane türkü vardır kim bilir? Aynı topraklara tutkunuz, aynı şehre aşığız. Okuduğumuz kitapların birçoğu aynı. Yaşar Kemal, Sabahattin Ali vazgeçemediklerimiz. Ahmet Kayamız ortak, Livanelimiz, Grup Yorumumuz, Civan Hacomuz ortak seninle. Bahse girerim, senin favori şarkıların benim de favorilerim… Aynı şairlere aşığız belki de. Nazım’ı sevmeyen mi var, diyeceksin ama Ahmed Arifimiz, Atilla İlhanımız da ortak… Aynı gazeteleri karıştırır, aynı köşe yazarlarını okuruz seninle, hemen her gün.
Hayata soldan bakan tüm insanların zaten ortak yanlarıdır bunlar, ne var bunda, diye kestirip atma sakın! Hiç de yabana atılmayacak benzerliklerimiz var seninle. Aynı yollarda, aynı sokaklarda kaç kez geçmişliğimiz var. Yolumuz hiç kesişmediyse şimdiye dek, kusur zamanlamada… Belki de kafamızı kaldırıp da dikkatlice bakmamışızdır. Yürürken öyle yürürüz çünkü bu da bir diğer benzer yanımız seninle. Aynı denize banıp çıkmışızdır her yaz. Aynı sokakta aynı yapraklara bastığımız bile olmuştur. Aynı ağacın altında farklı zamanlarda gölgelenmişizdir. Aynı simitçide simit, aynı tezgâhta gömlek, aynı bakkalda kraker, aynı manavda elma, aynı kunduracıda pabuç almışızdır. Aynı şehir gürültüsünden şikâyetçi olmuş, aynı kalabalığın içinde gözden kaybolmuşuzdur. Aynı salgın hem seni, hem beni yakalamıştır her kış belki de.
Kapitalizm ortak düşmanımız, kötü siyasetçiler de… Aynı sisteme kızıyoruz aslında. Ütopyamız aynı, ideallerimiz aynı… Daha güzel bir dünya ortak kavgamız zaten. Che ve Deniz ortak idollerimiz… “Emek en yüce değerdir” ta baştan beri. O zaten ortak sloganımız bizim. Aynı kuşağın çocuklarıyız. Aynı şeylere ağlayıp, aynı şeylere gülmüşüzdür. Aynı kara kışa, aynı duygularla lanet okumuşuzdur. Aynı çiçek kokusu almıştır aklımızı başımızdan. Aynı sıcaklara, kim bilir aynı anda kaç kez kızmışızdır. Favori renklerimiz aynı, renklerin kardeşliğine olan inancımız da… Aynı pencereden bakıyoruz çünkü seninle hayata. Kardeşçe duygularla da bakmışızdır güzel olana, aşkça da…
Benzemeyen yanlarımız da vardır elbet. İşte o zaman aynı gezegene ait olmadığımız hissi gelir ikimize de. Sen güzel kentin güzel kızı, ben efsanelerle dolu, efsane kentin kara kuru çocuğu… Sonradan vuruldum seninle aynı kente. Senin zarif kibar ellerin var, klavyede de gezse, tezgâhta da çalışsa bakmaya kıyamadığımı zannettiğim… Benimkiler bir köylü çocuğunun elleri. Senin iri, kapkara gözlerin, kapkara uzun saçların var kim bilir, benim yok hiçbir özelliğim. Senin yüreğin kuş yüreği, ürkek; benimki acılarla sınanmış, nasırlı… Senin aklın hep başında, ben bir parça uçuk, bir parça deli…
Emin değilim fakat tahminim; ikimiz kedi olsak, sen gider ev kedisi olursun, ben sokağın… İkimiz kar tanesi olsak, sen Çamlıca’nın tepesine yağarsın belki, ben gider Munzur’un dağına… İkimiz yağmur damlası olsak, sen gülün yaprağına değersin, ben buğdayın başağına… İkimiz yolcu olsak, sen şosede yürürsün, ben patikalarda…
Kabul etmeliyiz ki, ortak yanlarımız daha fazladır farklı yanlarımızdan. Dersim’i sevmektir en çok ortaklaştığımız nokta seninle, yetmez mi? En büyüğü değil mi ki sevdaların, aşığı olduğumuz Dersim! Ev kedisi de olsan, Çamlıca’ya da yağsan, gül yaprağına da düşsen, şosede de yürüsen, gidip Dersim’de bir tepenin başında oturup türkü söyledik mi, daha o an biter tüm farklılıklarımız seninle. O an tabiatla kardeş olup, karışırız havaya ve suya. Daha o an unuturuz sonradan vurulduğumuz diğer tüm kentleri. Gelir şuramıza oturur, yaramız olan yöremizin ağır sevdası, göğsümüzün şişip inen sol yanının orta yerine. Nasıl da severmişiz meğer içinden Munzur geçen efsane dolu kentimizi.
Oy ben ölürüm o an, sana ve dağlarımıza. Dayanamam bastığımız toprağa, eğilir öperim. Havasını çeker, suyunu içer sabahın bir vakti kalkar güneşi selamlarım. Burası Dersim’dir Gûla min! Yok öyle meyletmek; ne başka bir yere, ne de başka bir güzele. Ölümüne sevdalısıyız hem toprağına hem güzeline biz buraların…